Vergi zulmü dayanılmaz halde: Patronlar teşvik ve istisna ile vergiden kaçarken işçiler en az iki maaşını devlete veriyor!

Vergi yükü

Devlet tüm açıklarını vergiyle işçi ve emekçilerin sırtına yüklemeye devam ediyor. Asgari ücretlinin bile Eylül ayında bir üst vergi dilimine geçtiği Türkiye’de, sene başında 3.435 lira net ücret alan bir işçi sene sonunda yüzde 27’lik üçüncü vergi dilimine kadar çıkıyor. Türk-İş’in açıkladığı yoksulluk sınırı olan 7.937 lira ücret alan bir çalışanın ise Temmuz ayından itibaren gelir vergisi dolayısıyla yaşadığı gelir kaybı 1.000 lirayı aşmakta.

İşçi ve emekçiler vergi zulmü altında adeta inlerken, şirketler sayısız teşvik ve istisnalardan yararlanarak vergiden kaçıyor. Hazine ve Maliye Bakanlığının resmî açıklamalarına göre 2020 yılının Ocak-Ağustos döneminde şirketlerin ödediği 78 milyar liralık kurumlar vergisine karşılık ücretli çalışanlardan 87,3 milyar lira gelir vergisi tevkifatı olarak, yani ücret daha çalışanın eline geçmeden kesinti yapılarak alındı. Rahmi Koç ile işçi Mehmet’in aynı oranda ödediği, bu yüzden vergi adaletsizliğinin sembolü olan KDV’de de 35,5 milyarlık yük büyük oranda emekçi halkın üzerine yıkılmış vaziyette.

İşçiler ve emekçiler her yıl iki maaşını devlete verirken, sermaye teşvik ve istisnalar ile hortumlarını devlet hazinesine dayamış kamunun kaynaklarını sömürüyor. Bu adaletsizliğin çözüm yolu yoksulluk sınırı ve altındaki ücretlerin en düşük vergi diliminde sabitlenmesi, asgari ücretin vergiden muaf tutulması, buna karşılık şirketlerden alınan kurumlar vergisi oranlarının arttırılmasıdır.

 

Bu yazı Gerçek gazetesinin Kasım 2020 tarihli 134. sayısında yayınlanmıştır.