Kapitalist dünyanın rezervleri tükeniyor!

2016 yılı dünya ekonomisi için büyük bir sarsıntının işaretleriyle başladı. Çin’de borsalar bir hafta içinde iki defa kapatıldı. 2015 zaten ülkenin borsaları için çok kötü bir yıl olmuştu. Geçen yılın Ağustos ve Eylül aylarında borsa tepetaklak düşmüş, hükümet bu düşüşü engellemek için borsa mantığına uymayan tedbirlere bile başvurmasına rağmen gerilemeyi durduramamıştı.

Geçtiğimiz yıl Çin borsalarının yaşadığı sarsıntı bu ülkeye özgü olarak kalmıştı. Ama son günlerde yaşanan düşüş başta Asya borsaları olmak üzere bütün dünya borsalarını etkiledi ve bir korku ve telaş atmosferinin burjuvazinin bütün sözcülerine yayılmasına yol açtı. Bizde de Borsa İstanbul önemli kayıplar yaşadı. Dünya ekonomisinin 2008 tipi bir finansal çöküş olasılığı ile karşı karşıya olduğu tespiti burjuvazinin organlarında yaygın biçimde dile getiriliyor. Olan biteni nasıl anlamalıyız?

Üçüncü Büyük Depresyon ilaçlarından yoksun kalıyor

Kapitalist dünya ekonomisi, 2008’de Lehman Brothers adlı bir Wall Street bankasının iflasıyla birlikte büyük bir finansal çöküşe sürüklenmişti. Bu çöküş, kapitalizmin tarihinde görülen ekonomik krizlerin en büyüğü olan türden bir depresyonu, tarihsel bir perspektifle bakıldığında Üçüncü Büyük Depresyon’u tetiklemişti. Böyle krizlerin ya da depresyonların özelliği, dünya çapında son derece ciddi üretim gerilemesi, işsizlik artışı, sefaletin yayılması türü olgulara yol açmasıdır. Üçüncü Büyük Depresyon dönemini dünya kapitalizmi şimdiye dek hafif geçirdi. Bunu mümkün kılan iki faktör vardı: birincisi, “yükselen piyasalar” olarak bilinen bazı ekonomilerin (en başta Çin) yüksek bir büyüme temposunu muhafaza etmesiydi. İkinci neden ise gelişmiş ülke merkez bankalarının sıfır faiz politikası yoluyla ekonomiyi kamçılamasıydı. İki faktör birleşince depresyon olabileceğinden daha hafif seyrediyordu.

Şimdi bu iki faktör tersine dönüyor. “Yükselen piyasalar”ın en önemlileri, örneğin Rusya, Brezilya ve Hindistan geçmiş parlaklıklarından uzakta. Brezilya ekonomisi 1901’den beri (2001’den beri değil!) en keskin küçülmeyi yaşıyor. Rusya ekonomisi ise 2015’te yüzde 3,4 daraldı. Şimdi Çin de bir yavaşlama yaşıyor. Son günlerde büyüme hızı yüzde 6,9 olarak açıklandı. Bu hâlâ yüksek bir büyüme hızı elbette ama son 25 yılın en düşük hızı. Daha kısa bir süre öncesine kadar büyüme oranı bunun iki katıydı!

Devletlerin benimsediği ekonomi politikası da dünya ekonomisini eskisi gibi canlı kılacak türden değil. ABD’nin merkez bankası olan Federal Reserve (Fed) iki yıla yayılan tedrici bir süreçte parasal genişleme yoluyla ekonomiyi kamçılama politikasına son verdi. Şimdi ise Aralık ayında yedi yıldır ilk kez faizi arttırdı. Bunun birkaç sonucu olur. Bir, ABD’de yatırımların maliyetini arttıracağı için yavaşlamasına yol açar. İki, dayanıklı mal tüketimini pahalılaştırır. Üç, bizim gibi uluslararası piyasadan “sıcak para” elde eden ülkelerden para kaçışına yol açar. Yani depresyonu hafifleten ikinci ilacın etkisini de ortadan kaldırır.

Tehlikeli dönem

Bu iki faktöre petrol fiyatlarındaki çöküşü eklemek gerekir. Petrol fiyatları son bir yıl içinde görülmemiş bir gerileme yaşıyor. Son aylarda 40-50 dolar arasında seyrederken şimdi 30 doların altına düşmüş bulunuyor. Bu gelişme, petrol üreticisi ülkeleri mahvediyor. Rusya’yı gördük. “Bolivarcı devrim” diye yüceltilen Venezüella’da iktidar topun ağzında. Afrika’da DAİŞ’e biat etmiş olan Boko Haram’ın güçlendiği Nijerya korkunç durumda. Meksika ve Kolombiya gibi ülkelerde dikiş tutmuyor. En çarpıcısı şu: petrol zengini Suudi Arabistan’da bütçe açığı yüzde 15 düzeyine ulaşıyor, ekonomi sarsılıyor!

Bütün bunlar gösteriyor ki, kapitalist dünya ekonomisi çok büyük bir sarsıntının eşiğinde. Kapitalistler bunun farkında ve tedbirlerini alıyorlar. İşçi sınıfı, sendikalar ve sınıf partileri de kendi yığınaklarını yapmaya başlasalar yeridir.

***

Kırılgan beşliden biri: Türkiye ekonomisi

Dünya ekonomisinde ortaya çıkan çalkantının bize nasıl yansıdığını biliyoruz: dolar hızla pahalılaşıyor, Türk lirasının değeri düşüyor. Bu gelişme aslında sadece daha derin bir dizi sorunun göstergesi.

·         Türkiye’nin dış açığı, yani belirli bir dönem boyunca kazandığı döviz ile harcamak zorunda olduğu döviz arasında büyük fark var. Ekonomik büyüme yavaşladıkça bu açığın azalması gerekir, ama bizde sorun büyüme düşmesine rağmen devam ediyor. Bu durumda Türk lirasının hızla değer yitirmesi çok olağan.

·         Özel sektör büyük ölçüde dış borçla yaşıyor. Bunun anlamı şu: Türk lirası dolar karşısında değer yitirdikçe şirketlerin ve bankaların dış borcunun Türk lirası olarak değeri yükseliyor. Bu küçüklü büyüklü birçok şirketin zora düşmesi sonucunu doğurur, bir noktadan sonra bazı şirketleri iflasın eşiğine getirebilir.

·         Halk boğazına kadar borca batmış durumda. Kimi konut kredisi yüzünden, kimi sıradan tüketim kredisi, büyük çoğunluk da kredi kartı. İşten çıkartmalar başlarsa birçok insan borcunu ödeyemeyecek hale gelecek, bu da bankaların kendisinin zora düşmesine yol açacak.

·         Türkiye AKP’nin iddialı ama başarısızlıklardan iflasa doğru giden dış politikası sayesinde büyük siyasi ve askeri risklerle karşı karşıya. Bu hem ülkeye yabancı sermayenin akmasını yavaşlatıyor, hem de ekonomik faaliyete başka yollardan zarar veriyor. Tek bir örnek: Rusya’dan turist akınının durması, bu ülkeye ihracatın ve taahhüt işlerinin aksaması birçok bölgede ve sektörde ağır bir tahribat bırakıyor.

·         Dış politikadaki ağır sarsıntıların yanı sıra, devletin Kürtlere karşı kentlerin içinde vermekte olduğu kanlı savaş da Türkiye’yi jeopolitik bakımdan riskli bir ülke haline getiriyor.

Bütün bunlardan dolayı, Wall Street’in en büyük bankalarından biri olan Morgan Stanley, dünyada en zor durumda olan “yükselen ekonomiler” üzerindeki araştırmasının sonucunda, Türkiye’yi, Brezilya, Hindistan, Güney Afrika ve Endonezya ile birlikte “kırılgan beşli” olarak andığı bir grupta toplamış. Topun ağzındakiler kulübü kısacası!

Dünya ekonomisi şayet biraz büyük bir sarsıntı yaşarsa Türkiye’de derin bir ekonomik kriz kaçınılmaz hale gelir. Bu gerçekleşmediğinde bile Türkiye önümüzdeki dönemde büyümenin yavaşladığı, yatırımların durduğu, paranın değer yitirdiği, işçi, emekçi ve yoksulun eskisinden de daha fazla zorlandığı bir dönemden geçecektir. İşçi sınıfının şimdiden yığınak yapması gerekiyor.


Bu yazı Gerçek Gazetesi'nin Şubat 2016 tarihli 76. sayısında yayınlanmıştır.