Trump’tan faşizme doğru açık adım!

Trump’tan faşizme doğru açık adım!

George Floyd’un Amerikan devletinin bir ajanı tarafından öldürülmesinden sonra halk ayağa kalktı. 6 gece boyunca Amerika olağanüstü günler yaşadı. Bir yandan büyük kitle gösterileri yaşandı. Bir yandan polis karakolları dâhil birçok bina yakıldı, mağazalar yağmalandı, polisle çatışmalar yaşandı. 7. gece Trump kozlarını masaya yatırdı.

  • 1807 tarihli Ayaklanma Yasası’nı dayanarak Amerikan ordusunu kullacağını, “nümayiş ve yasa tanımazlığı” derhal durduracağını ilan etti. Böylece adını koymadan yarı-askeri bir rejime doğru ilk adımını attı.
  • 50 eyaletin valileriyle yaptığı tele-konferansta onların “sokağa hâkim olmayı beceremeyerek” Amerika’yı dünya çapında alay konusu haline getirdiklerini söyledi. Böylece eyaletlerle federal yönetim arasında yıllardır doğmuş olan ve Korona virüs krizi esnasında doruğuna ulaşan gerilimleri kendi lehine çevirmek için valileri hizaya getirmek üzere harekete geçme niyetini ortaya koydu.
  • Basın konferansını bitirirken “çok özel bir yeri ziyaret edeceğini” söyleyerek sırtını döndü ve ardından Beyaz Saray’ın karşısında sokağın öte yanında yer alan tarihi kiliseye giderek elindeki İncil’i havaya kaldırdı, özellikle Başkan Yarımcısı Michael Pence’in temsilcisi olduğu gerici Evangelical kilise cemaatlerine selam göndermiş oldu.
  • Ama yaptığı en önemli şey başkaydı. Konuşmasında taraftarlarına hitap ederek, “sizin bütün haklarınızı koruyacağım. Bunların arasında Anayasaya 2. Değişiklik başta geliyor” dedi. Bunu çok iyi anlamak gerekiyor.

18. yüzyıldan kalma Amerikan anayasası tarih boyunca pek az değişmiştir. “Değişiklik” denen hükümlerden en önemlisi “fikir ve ifade özgürlüğü” ile ilgili 1. Değişikliktir. Altı gündür halk bu özgürlüğünü kolektif olarak kullanıyor. Trump şimdi 2. Değişikliği 1. Değişikliği boğmak için kullanıyor. Nedir 2. Değişiklik? Silah sahibi olma ve taşıma özgürlüğü! Peki neden sözünü ediyor bu “özgürlüğün” bu kadar kısa bir konuşmada? Çünkü Trump adım adım “öteki yüzde 50’yi” örgütlemeye girişiyor. Trump, faşizmini ortaya koyuyor. Paramiliter örgütlenmeyi cesaretlendiriyor, teşvik ediyor, çağırıyor.

Üç gün önceki konuşmasında Trump göstericilerin bir gece önce Beyaz Saray’ı kuşatıp gösteri yapmasına karşı MAGA’yı göreve çağırmıştı. Nedir MAGA? Öyle bir örgüt yok! Bu kısaltma bir süredir Trump’ın “Amerika’yı yeniden büyük yapma” tutkusunun taraftarları için kullanılıyor. “Make America Great Again”in başharfleri. Trump kendi yanında kendine bağlı milisler istiyor. Ku Klax Klan’a ve kendine Nazi diyen bir partiye “aralarında çok saygıdeğer insanlar var” diyen bir başkanın paramiliter güçlerini nerede bulacağı açık.

Büyücü çırağı

Trump’ın ateşe körükle giden bu politikası Amerika’da çok ciddi bir isyanı ayağa kaldırıyor. Ülkenin birçok yerinde polis memurları veya şerifler,  hatta Los Angeles’ta emniyet müdürü, göstericilerle kardeşleşme jestleri yaptılar. Bazı yerlerde polis de yürüyüşlere katıldı. Hatta askeri polis Trump kiliseye gidebilsin diye Beyaz Saray’ın önündeki kitleleri biber gazı ve plastik kurşunlarla sürdükten sonra bir polis karakolundan polisler göstericilera dayanışma duygularını ifade etti.

İşçi sınıfı

Bir başka sembolik sahne daha vardı. Polis Beyaz Saray’ın önündeki göstericileri bir miktar gerilettikten sonra iki taraf modern, şık, büyük bir binanın önünde karşılıklı birbirine bakışarak bir süre durdu. Binanın üzerinde AFL-CIO yazıyordu. Amerika’nın tek büyük işçi sendikaları konfederasyonunun binasıydı burası. Çoğu burjuvaziye satılmış sendika bürokratlarının elinde dişleri dökülmüş bir görüntü veren bu konfederasyon, bugün Trump’ın böylesine rahat davranmasını sağlayan en önemli unsurlardan biri.

Amerikan işçi sınıfı Korona virüs krizi sırasında sermayenin açgözlülüğü nedeniyle kendisinin ölüm hattına sürülmesine öfke içinde. Birçok işyeri kendiliğinden düzenlenmiş grev ve iş bırakmalarla mücadeleye girişiyor. Amerika şu anda dünyada sınıf mücadelesinin belki de en önemli merkezi. AFL-CIO bu kendiliğinden hareketlenmelerin önünde engel olacağına onlara önderlik etse Amerika sarsılır. O zaman bu halk hareketi ile işçi sınıfı birleşirse bugünkü isyan ruh durumu devrimci bir krize bile dönüşebilir. Ama AFL-CIO Beyaz Saray’a bu kadar yakınken işçi sınıfına bütünüyle uzak!

Valiler

İşçi sınıfı böyle kıpır kıpırken Amerikan burjuvazisi bölünmüş durumda. Trump’ın korumacı ekonomi politikalarına yatkın, açıkça milliyetçi ve ırkçı politikalarına burjuvazinin küreselci kanadı karşı. Trump’ın hukuka karşı meydan okuyan tutumuna birçok mahkeme karşı. Trump’ın milliyetçi politikasına ana damar burjuva medyası karşı. Trump’ın iktidarı gasp eden tutumuna eyalet valileri karşı.

Trump’ın başı, öyle görünüyor ki, 1807 Ayaklanma Yasası ile de ağrıyacak. Çünkü yasa açıkça askerin ayaklanma veya isyanı bastırmasının eyalet valisinin talebiyle başkanın askeri görevlendirmesinden söz ediyor. Oysa en hassas eyaletlerden bazıları muhalefetin elinde. Ve bu eyaletlerin valileri askerin böyle kullanılmasına karşı.

Bizim cenahın zaafı

Bir de kitle hareketinin küçük burjuva barışçı hayallerinden sıyrılması gerekiyor. Bu hareketler neredeyse örgütsüzlüğü yüceltiyorlar. Her şeyi anın rastgeleliğine bırakmak başlıca felsefeleri. En çok vurguladıkları da barışçılıkları. İşçi hareketinin tarihindeki sıkılı yumrukları çoktan terk etmiş durumdalar. 2011’den beri meydanlarda ellerini havaya kaldırıyorlar, avuçlarını açıyorlar. Beyaz Saray’ın önünde askeri polis kendilerine yaklaştıkça attıkları slogan şu oldu: “Hands up, don’t shoot!” Ellerimiz havada diyorlardı tam silahlanmış askeri polise. Ateş etmeyin.

Ah, gençler, siz teslim olur gibi ellerinizi havaya kaldırınca devlet ateş etmez mi sanıyorsunuz? Ama kabahat gençlerde değil. Bunların akıl hocaları Mandela’lar, Lula’lar, Çipras’lar, Varufakis’ler, Bernie Sanders’lardır. Onlara karşı mücadele etmedikçe bu savaş kazanılmayacaktır.

Amerika’ya dikkat’ Ülke ayakta! Trump’a dikkat! Milislerini örgütlemeye, ABD’ye yarı askeri bir rejim getirmeye çalışıyor! Kimin kazanacağı hiç belli olmaz.