Tekel işçilerini meclise taşıyalım!

Devrimci İşçi Partisi Girişimi, bir Üçüncü Cephe'nin inşası yolunda yeni bir öneri yapmış bulunuyor. Partinin merkezi yayın organı Gerçek gazatesinin Ekim sayısı manşetinde Tekel işçilerini meclise taşıma önerisiyle yayınlandı. Aşağıda Gerçek'te bu önerinin anlamını izah eden yazıyı yayınlıyoruz.

 

Bugün kurulacak bir Üçüncü Cephe'nin karşı karşıya olduğu en önemli mesele, kendini Batı'daki büyük işçi ve emekçi kitlelerine anlatmaktır. Bölge'nin Kürt halkı siyasi tercihlerini son derecede bilinçli yaptığını son yıllarda defalarca kanıtlamıştır. En son referandum deneyimi bu bakımdan büyük bir sınav olmuş ve başarıyla verilmiştir. Dolayısıyla, Kürt hareketi ile sosyalist hareketi bir araya getirecek bir cephenin esas sorunu Batı'da işçi sınıfına ve emekçi kitlelere sesini ulaştırabilmesidir.

Geçmişte kurulan seçim bloklarının (özellikle 1995 ve 2002) deneyiminden ders çıkarmak gerekir. Batı'daki ileri işçiler ve emekçilerin önemli bir bölümü bu blokların amacını yalnızca Kürtlerin haklarını savunmak olarak görmüşlerdir. Bu ittifakın işçi ve emekçilerin çıkarları bakımından önemi onlara anlatılamamıştır. Bunun bir nedeni, elbette Kürt hareketinin sosyalistlerden çok daha büyük bir örgütlü güce, kitleler nezdinde etkiye ve propaganda kapasitesine sahip olmasıdır. Bunu dengelemek için bloklar Batı'daki işçiye ve emekçiye kendilerini anlatabilmek için özel bir çaba göstermek zorundadır.

İkinci bir neden ise, Kürt hareketinin bu blokların çalışması sırasında, merkezi olarak kabul edilmiş olan seçim programının ekonomik alanda ve sınıf sorunlarına ilişkin olarak benimsediği yaklaşımları öne çıkarmamasıydı. Özellikle 2002 seçimlerinde, Türkiye henüz 2001 ekonomik krizinin pençesinde kıvranıyor olduğu halde, Kürt hareketini temsil eden sözcülerin önemli bir bölümü daha da ileri giderek liberal, piyasacı, emperyalizmi görmezlikten gelen bir propaganda hattına sapmıştı.

Öyleyse, birincisi, kurulacak seçim blokunun ekonomik alanda işçi, emekçi ve yoksulun haklarına ikirciksiz biçimde sahip çıkması, ikincisi, Kürt hareketinin de bunları uygulamada ciddiye alıp özellikle Batı'da ön plana çıkarması gereklidir.

Ama bunlar da yetmez. Yukarıda anlatılan nedenlerden dolayı, Emek ve Özgürlük Bloku Batı'da kitleler tarafından bütün bu çabalara rağmen "Kürtlerin hareketi" gibi algılanacaktır. İşçilerin ve emekçilerin yüzlerini bu seçim ittifakına çevirmeleri, onun faaliyetlerini desteklemeleri ve sonunda oylarını onun lehine kullanmaları için, kendilerinin bu seçim ittifakında temsil edildiğini görmelerinden daha etkili, daha inandırıcı bir şey olamaz. İşte Batı'da işçi adaylar ısrarımız doğrudan doğruya bununla ilgilidir.

Bir hayal edin: İstanbul'un üç bölgesinde adaylarımız bir Tekel işçisi, bir sosyalist, bir de Kürt hareketinin bir önderi. Tekel işçilerinin geçen kış damgalarını vurduğu başkent Ankara'da bir Tekel işçisi, bir sosyalist. Seçim kampanyası Abdi İpekçi Parkı'nda başlıyor, Sakarya'da bitiyor! İzmir'de bir bölgede bir Tekel işçisi, bir bölgede bir sosyalist. Tabii, Karadeniz'in, Orta Anadolu'nun falan Tekel işçisinin yoğun olarak bulunduğu bütün kentlerinde adaylarımız Tekel işçileri. Her nerede mücadele eden başka işçiler varsa onlar da adayımız. O da yetmez: HES'lere karşı mücadele verenler de adayımız olmalı, siyanürlü altına da.

Geçiş bölgesi olan Çukurova'da, Hatay'da, Antep'te, hem işçi sınıfının, hem de Kürt halkının güçlü varlığı dolayısıyla, Kürtlerle dayanışma içindeki sosyalistler en akla yakın adaylar. Bölge'de ise elbette Kürt halkının bağrına bastığı özgürlük mücadelesinin temsilcileri aday olacak.

Kitlenin önüne onlardan insanlarla çıktığımızda, düzen partilerinin "bunlar Kürt milliyetçisi" yalanı da paramparça olacaktır. Emek ve Özgürlük Bloku'nun başarı sağlamasının yollarından biri budur.