Şiar Rişvanoğlu’ndan sanık sandalyesini ezilenlerin kürsüsüne çeviren savunma ve beraat!
Devrimci İşçi Partisi Kurucu Üyesi, Devrimci Marksizm dergisi ve Gerçek Gazetesi yazı işleri müdürü Şiar Rişvanoğlu yoldaşımız Adana 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin sanık sandalyesini bir devrimci kürsüye dönüştürdüğü davada beraat etti.
12 Ekim 2024’te Adana Barosu genel kurulunda yaptığı istibdada, sermayeye, şovenizme ve emperyalizme karşı bir manifesto niteliğindeki konuşmasının ardından kontrgerillanın yönlendirdiği faşist çeteler aracılığıyla ölüm tehditleri almış, aynı odaklar 26 Kasım’da Rişvanoğlu’nun adını bir PKK/KCK soruşturmasına ekleyerek onu gözaltına aldırmışlardı. Kısa süreli gözaltı sürecinin ardından adli kontrolle serbest bırakılan Şiar Rişvanoğlu hakkında Adana 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde “silahlı örgüte üyelik” suçlamasıyla açıldı. Kendisi de avukat olan Şiar Rişvanoğlu’nun savunmasını, onunla aynı mücadeleyi paylaşan, Sergen Nisanoğlu, Ali Ekiz, Funda Buyruk, Sevda Sevilmiş, Neziha Eken, Sinan Tumrukolçu gibi çok sayıda avukat üstlendi. Duruşmalarda gerek Rişvanoğlu gerekse de avukatları mahkeme salonunu ezilen Kürt halkı ve soykırım saldırısı altındaki Filistin halkı başta olmak üzere tüm işçilerin, emekçilerin ve ezilenlerin kürsüsüne dönüştürdüler. Dava 10 Nisan 2026 Cuma günü yine böyle bir duruşmanın ardından beraat kararıyla sonuçlandı.
Şiar Rişvanoğlu'nun ilk gözaltına alındığı süreçten itibaren Türkiye Barolar Birliği, Adana Barosu, Çağdaş Hukukçular Derneği, İnsan Hakları Derneği ve Özgürlük İçin Hukukçular Derneği gibi meslek ve kitle örgütleri süreci takip ettiler. Londra, Berlin, Paris, New York, Barcelona, Belfast ve Bilbao barolarının da aralarında bulunduğu 30 uluslararası kurum ortak bir bildiri yayınlayarak yapılan saldırıyı kınayarak derhal serbest bırakılmasını talep etmişti. Uluslararası avukat ve hukukçu örgütleri adına Hollanda'dan "Tehlikedeki Avukatlar Vakfı'nın" kurucusu ve temsilcisi Hans Gaasbek hukuki süreci son duruşmaya kadar yakından takip etti. Son duruşmaya Tehlikedeki Avukatlar Vakfı adına gözlemci olarak Gabe Wielinga da katıldı.
İftiracı tanıklığını geri çekti! Kumpas tescillendi! Buna rağmen savcı ceza istedi!
Davadaki suçlamalar bir itirafçı tanığın ifadelerine dayandırılmıştı. Söz konusu tanık 10 Şubat’taki duruşmada, SEGBİS aracılığı yaptığı tanıklıkta Şiar Rişvanoğlu’nu tanımadığını, daha önce görmediğini, polisin kendisine sözler vererek, (aynı zamanda yüzlerce HDP ve Dem Parti yöneticisi hakkında ifade vermiş olan) gizli tanık “Ulaş”ın ifadelerini desteklemek amacıyla evraklar hazırlayıp kendisine imzalattığını ancak polisin verdiği sözleri tutmadığını söyledi. Dosyada en önemli delil olarak sayılan tanık ifadesinin siyasi polis tarafından düzenlenen kumpasın bir parçası olduğu tescil edilmiş oldu. Ancak buna rağmen savcı, tanığın mahkeme huzurundaki yeminli ifadesine değil polis sorgusunda imzalatılan ifadesine itibar ederek ceza mütalaası verdi.
Sanık sandalyesini işçi sınıfının ve ezilenlerin devrimci kürsüsüne dönüştüren savunma
Şiar Rişvanoğlu, savcının cezalandırma istediği mütalaaya cevaben yaptığı son savunmasına sanık kürsüsüne Karl Marx’ın Das Kapital ve Nazım Hikmet’in Bütün Şiirleri kitaplarını koyarak başladı. Şiar yoldaşın Devrimci Marksizme, Leninizme ve enternasyonalizme bağlılığını vurguladığı savunması boyunca kitaplar orada kaldı. Şiar Rişvanoğlu faşist tehditlere maruz kaldığında ve o tehditlerde “seni Polonez işçileri bile kurtaramaz” denerek onun işçi mücadelesine bağlılığı hedef alınmıştı. İşte o Polonez işçileri baskılar karşısında Şiar Rişvanoğlu’nu desteklemiş ve bağrına basmıştı. Şiar Rişvanoğlu da savunmasına direnen işçilere selam göndererek giriş yaptı. Şanlı bir grev yürüterek zafer kazanan Smart Solar işçileri, grev yasağını grevle aşan Grid Solutions işçileri, halen grevlerini sürdüren İtalyan Lisesi işçileri ve tabii ki Polonez işçileri…
Şiar yoldaş, ayrıca Akbelen köylülerine ve onların mücadelesine sahip çıktığı için tutuklanan Esra Işık’a, yine işçi mücadelesindeki öncülüğü dolayısıyla hapse atılan Birteksen Genel Başkanı Mehmet Türkmen’e, Selçuk Kozağaçlı ve Barkın Timtik’le birlikte tutsak olan tüm avukatlara, Kürdüyle Türküyle tüm devrimci tutsaklara da selamlarını gönderdikten sonra emperyalizme ve Siyonizme kafa tutan Filistin ve İran halklarıyla dayanışmasını da özel olarak belirtti ve savunmasına devam etti.
Aşık Veysel’in dediği gibi: “Harekete kimse mâni olamaz!”
Şiar Rişvanoğlu savunmasında istibdadın yargısını teşhir eden örneklere yer verdi. Adana’da görev yapan bir terör savcısının ve narkotik polisinin uyuşturucu ticaretinden cezalandırıldığı davaya dikkat çekti ve aracında 24 kg. eroin yakalanan terör savcısının 6 yıl 8 ay ceza almasına rağmen halen serbest dolaştığını hatırlattıktan sonra hendek döneminde müvekkili olan iki Siirtli kardeşin olay yerinde olmadığını ispatlayan delillere rağmen ömür boyu hapis cezasına çarptırıldığını anlattı. Şiar Rişvanoğlu Kürt halkıdan yoksul ve emekçi insanların uğradığı haksızlıklardan örnekleri sıralamaya devam etti ve ne pahasına olursa olsun Kürt halkının haklarını savunmaya devam edeceğini ve asla durmayacağını söyledi. Şiar Rişvanoğlu bu bağlamda Aşık Veysel’in şu dörtlüğünü okudu:
“Veysel günler geçti yaş altmış oldu
Döküldü yaprağım güllerim soldu
Gemi yükün aldı gam ilen doldu
Harekete kimse mani olamaz”
Fikirlerimizin hesabını ancak işçi sınıfına veririz
“Biz hareket etmeye devam edeceğiz ve bizim hareketimize bunun gibi adına iddianame denen kağıt yığınları mı mani olacak?” diyen Şiar Rişvanoğlu şöyle devam etti: “ne yargı ne de faşist çakallar buna engel olamaz, burada benim düşüncelerim yargılanıyor, siz bir Marksisti yargılıyorsunuz, işçi sınıfından ve ezilenlerden yana olan fikirlerimi kimse yargılayamaz, ben fikirlerimin hesabını ancak işçi sınıfına veririm.”
Şiar Rişvanoğlu yaptığı bir konuşmada “Kürdistan” kelimesini kullanmasının PKK üyeliği doğrultusunda bir delil olarak dosyaya konmasına karşı da güçlü bir politik savunma yaptı. Bu tanımlamanın suç oluşturmadığına dair, avukatı olarak savunduğu Sungur Savran, İsmail Beşikçi, Temel Demirer, Sibel Özbudun gibi sosyalistlerin ve ayrıca kendisinin de yargılandığı davalarda çok sayıda kararın olduğunu hatırlattı. Ancak meselenin hukuki olmadığını dolayısıyla da yargı kararlarına rağmen Kürdistan kavramına yönelik yargının sopa olarak kullanılmaya devam ettiğini belirten Rişvanoğlu şu çıkışı yaptı: “Amasya tamiminden Sivas kongresine kadar Milli Mücadele tarihini okuyun ve yakamızdan düşün, kediye kedi denir, Trakya’ya Trakya denir, Kürdistan’a da Kürdistan denir.”
Şiar Rişvanoğlu bu davanın hakkında açılan 36. dava olduğunu, tüm bu davalarda yargılanan düşüncelerinin Komünist Manifesto’dan bu yana Bütün Ülkelerin İşçileri Birleşin diyen ve Lenin’in katkılarıyla buna ezilen ulusları da ekleyen, Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı’nı ilke olarak kabul eden devrimci Marksist geleneğe bağlılığından kaynaklandığı ve eylemlerinin tek bir örgütle ilişkili olduğunu, onun da kurucusu olduğu Devrimci İşçi Partisi olduğunu belirtti: “Devrimci İşçi Partisi olarak biz sınıf savaşımında din, dil, ırk, ulus ayırt etmeyiz, ezilen ulusların eşitliği için mücadele ederiz, dolayısıyla da bu topraklarda Kürt gerçeğini reddedenler bizden uzaktır bunu asla kabul etmeyiz.”
Adalet işçilerle gelecek!
Şiar Rişvanoğlu savunmasının sonunda “ben adalet peşinde değilim, adaletin işçi sınıfının ve ezilenlerin iktidarında olacağına inanıyorum” dedikten sonra özellikle Kürt halkının temsilcilerinin ve devrimci gençlerin uğradığı baskıların, yargısız infazların ve tüm bedellerin karşısında kendisine verilecek cezanın önemi olmadığını ama hakkaniyetli bir kararın, tarihte unutulup gitmiş zalimlerle birlikte kaybolmakla geleceğe bir nebze olsun ışık olmak arasındaki farka tekabül edeceğini belirterek mahkeme heyetine seslendi ve John Lennon’un şu dizelerini okuyarak savunmasını bitirdi:
“Benim hayalperest olduğumu söyleyebilirsin
Ama tek ben değilim
Umarım bir gün bize katılırsın
Ve dünya bir olur”






