Metal Fabrikalarından Haberler - Şubat 2026

metal haberler şubat 2026

Patrona “yürü ya kulum”, işçiye “açlık” diyen bu sisteme verecek cevabımız olmalı!

Merhaba yoldaşlar, bu satırların yazıldığı esnada fabrikamızda hâlâ zam oranımızı bilmeden çalışmaktayız. Maaşlarımız patron eliyle neredeyse bir ay gasp ediliyor, hem alın terimiz, emeğimiz hem de yetmiyormuş gibi bankalarda faizli hesaplarda tutulan maaşlarımız üzerinden kâr üstüne kâr elde ediliyor. Merakla zamlarımızı bekliyoruz fakat ne yazık ki umudumuz yok. Çünkü ülke genelinde ücret politikası tek bir rakama sabitlenmiş durumda.

Asgari ücrete gelen yüzde 28’lik artıştan sonra, MESS sözleşmesi de yüzde 28’lik oranla imzalandı. Memleketin dört bir yanından gelen zam haberlerinden de gördüğümüz üzere oranlar yüzde 28’i geçmiyor. Aynı şekilde iş bırakarak seslerini duyuran Migros depo işçilerine ve zincir marketlerin depo işçilerine de yüzde 28 zam teklif edilmiş. Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. Bizlere yapılacak zam miktarının yüzde 80’ler, 90’lar olmasını beklemiyoruz. Bu oranları alamayacak oluşumuz işlerin olmayışından, patronun zor durumda olduğundan kesinlikle değil. Aksine günden güne üretim artıyor fabrikamızda. Tek bir gün bile makinelerin durduğunu görmüyoruz. Durum böyleyken yine düşük zamların teklif edilecek olması patronların “yaptım oldu”, “benim verdiğim ücretle geçineceksiniz” dayatmasıdır. Kendilerine devlet tarafından her fırsatta “yürü ya kulum” denilen patronlar, bu anlayışı yerleştirmeye çalışıyorlar. Bu küstahlıkları da işte buradan kaynaklanıyor. Küstahlık kelimesi belki patronlar için yetersiz bile kalır, zira biz ses çıkarmadıkça birçok hakkımızın ellerimizden kayıp gittiğini biliyoruz. Elde edebileceğimiz haklarımızın verilmeyen, ancak mücadeleyle alabileceğimiz şeyler olduğunun farkındaysak eğer bunun gereğini yapmak üzerimize düşen bir görevdir. Haklarımız oturduğumuz yerden önümüze tarihin hiçbir aşamasında koyulmadı. İşçi sınıfı onu kendi elleriyle kazıyarak aldı. Bu yüzden yol belli: İnsan yerine konulmak, daha iyi şartlarda yaşamak istiyorsak; iş yerimizde güdülen ve sesi çıkmayan koyun olmak istemiyorsak el ele vermek zorundayız. Ya gittikçe sefalete batacağız ya da gücümüzün farkına varıp mücadeleye girişeceğiz. Başka bir yol yok!

İzmir’den metal işçisi bir kadın

copreci

İnsanca çalışma koşulları örgütlü mücadele ile yaratılır!

Merhaba yoldaşlar. Toplu sözleşme görüşmelerimiz başlamak üzere. Patronların “kriz var” diye diye etrafa dehşet saçtığı ama esas dehşetin biz işçilerin hayatlarında, memleketin, dünyanın esas sahiplerinin yaşamlarında gerçekleştiği bir dönemdeyiz. Bizim bu toplu sözleşmemiz patronların dertlerine derman olmuş, işçileri yoksulluk sınırının altında bir yaşamdan kurtaramamış MESS toplu sözleşmesinin gölgesinde yaşanacak. Fakat münferit sözleşmeler yapan fabrikalar olarak iş kolumuzun en önemli sözleşmesi olan MESS’in dayattığı ve kabul ettirdiği saat ücretlerinin üzerinde ücretlere imza atabiliyor, sendikal eğitim hakkı gibi, 8 Mart, 25 Kasım gibi mücadele günlerimiz olarak takvimlerimizde yeri olan günlerde sendikal izin alabilmek gibi MESS sınırlarını aşabilecek güce sahibiz. Bu dönemde örgütlü gücümüz ile fabrikamızın özel ihtiyaçlarına ve hayat pahalılığına karşı bizlerin yükünü hafifletecek maddelere imza atmak istiyoruz. Yüzde doksanı kadın işçilerden oluşan bir fabrika olarak işçi sınıfımıza; neredeyse yirmi yıl sefil koşullarda çalıştırılmış emekçi kadınların, sendikalı olduktan ve üç toplu sözleşme dönemi geçirdikten sonra insanca çalışma koşullarına nasıl ulaşabildiğini gösterdiğimiz emsal bir sözleşmeye hazırlanıyoruz. Yolumuz açık olsun! Yaşasın örgütlü mücadelemiz!

Dilovası Copreci’den metal işçisi bir kadın

tofaş  2026

Toplu sözleşme bitti, kayıp büyüyor!

Toplu İş Sözleşmesi (TİS) sona erdi ancak etkileri hâlâ sürüyor. Ortada bir kazanan ve bir kaybeden varsa, bu sözleşmenin kaybeden tarafının yine işçiler olduğu açıktır. Mevcut sendikal anlayış devam ettiği sürece işçilerin gerçek anlamda kazanan taraf olması da ne yazık ki mümkün görünmemektedir.

Sözleşme süreci boyunca yaşananlar, gerçeğin algıyla örtülmeye çalışıldığını göstermiştir. “Zafer” söylemleri, sosyal medya üzerinden yapılan paylaşımlar ve kâğıt üzerindeki rakamlarla bir başarı hikâyesi yaratılmak istenmiştir. “Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik koşullar ortada”, “dışarıda iş imkânı yok”, “kriz derinleşiyor” diyerek işçiler arasında olumsuz bir atmosfer oluşturulmuştur. Bu atmosfer, işçileri yüzde 20’lik bir artışa dahi sevinir hale getirmiştir. Zaten açıklanan taslakta, başlangıçta yüzde 38 gibi bir artışın alınamayacağı da herkes tarafından bilinmektedir.

Son altı aylık enflasyon düşüldüğünde ortaya çıkan tablo, yapılan zammın reel anlamda son derece yetersiz ve sembolik kaldığını göstermektedir. Bu yetersizliğe bir de vergi dilimleri eklenmiştir. Çalışanlar daha ikinci ayda yüzde 20’lik vergi dilimine girmekte, Haziran ayında bir üst dilime geçildiğinde ise maaşlar neredeyse iki yıl önceki seviyelere gerilemektedir. Bu durumda alınan artış, gerçek bir zamdan çok vergi yükünün karşılığı haline gelmiştir.

İşçinin en önemli gücü olan grev hakkı ise grev kararı alındıktan kısa bir süre sonra fiilen devre dışı bırakılmıştır. Bu durum, sözleşme sürecinde işçinin elindeki en etkili aracın nasıl işlevsizleştirildiğini açıkça ortaya koymaktadır.

TOFAŞ'ta yüzde 20’lik artışa dahi razı edilebilecek bir kitle bulunmaktadır. Ancak, bu sözleşmeden memnun olmayan, itirazı olan ancak susmayı tercih eden geniş bir kitle vardır. Bu sessizlik ne kadar sürer bilinmez; ancak tarihte pek çok kez görüldüğü gibi, bazen küçük bir kıvılcım büyük bir yangının başlangıcı olabilmektedir.

Bursa TOFAŞ’tan bir işçi

Bu yazı Gerçek gazetesinin Şubat 2026 tarihli 197. sayısında yayınlanmıştır.