CHP’nin 2023’teki 38. Olağan Kurultayı’na ilişkin tedbirli şekilde mutlak butlan kararının alınmasının ardından partinin Genel Başkanlık ile Parti Meclisi ve Merkez Disiplin Kurulu gibi merkezi organları 38. Olağan Kurultay öncesine döndü. Kemal Kılıçdaroğlu mahkeme kararını arkasına alarak ve Ankara’daki Genel Merkez binasını polis baskınıyla boşalttırarak parti yönetimine el koyarken, 38. Olağan Kurultay’da Genel Başkan seçilen Özgür Özel mutlak butlan kararını politik olarak reddetse de hukuki olarak bu kararı boşa çıkarmak üzere TBMM’deki meclis grubunda seçim düzenleyerek kendisini grup başkanı seçtirdi. Özgür Özel Genel Merkezi TBMM’ye taşıdığını ilan ederek CHP’de bir ikili iktidar ilan etmiş oldu.
İstibdad rejimi 12 Eylül’ün izinde
CHP’ye yönelik mutlak butlan darbesi, biçimsel olarak parti içi bir kavga şeklinde yaşanıyor olsa da özünde yarı askeri karakterdeki istibdad rejiminin inşasında son derece önemli ve sert bir adımdır. Mutlak butlan darbesi bugün CHP’yi hedef alsa da tüm siyasi partiler sisteminin anayasal güvencelerini ortadan kaldırmaya yönelik bir tehdidi açığa çıkarmıştır. İstibdadın bu adımı, 2017’de parlamenter sistemden başkanlık rejimine geçişi öngören Anayasa referandumunda Yüksek Seçim Kurulu tarafından mühürsüz oyların geçersiz sayılması ile sonucun istibdad lehine tayin edilmesi, TİP Hatay milletvekili Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesi olayında Anayasa Mahkemesi’nin üç defa verdiği hak ihlali kararlarının Yargıtay 3. Ceza Dairesi eliyle çiğnenmesi , İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesi ve tutuklanarak saf dışı bırakılması gibi önemli dönemeç noktalarından biri olarak kayda geçirilmelidir. Ancak hukukun yürütmenin kontrolünde ayaklar altına alınmasının ötesinde bu olay ülkenin ana muhalefet partisinin ve son seçimlerde (2024 yerel seçiminde) birinci parti olarak öne çıkan partinin yönetiminin parti dışından tayin edilmesi ve siyasi hayatın istibdad tarafından her yönüyle kontrol altına alınması bakımından nitel bir sıçrama olarak düşünülmelidir. Bundan sonra her siyasi partinin, her sendikanın, her meslek örgütünün, her derneğin kendini benzer bir tehlike karşısında bulması mümkündür.
İstibdad rejimi, iktidarı ve muhalefeti ile tüm düzen siyasetini tek merkezden tasarlama hedefiyle 12 Eylül askeri diktatörlüğünün yolundan gitmektedir. 12 Eylül 1980 darbesi ile tek bir hamleyle kurulan tam bir askeri diktatörlükten farklı olarak bugünün yarı askeri rejimi, resmî ve fiilî OHAL uygulamalarını, seçim manipülasyonlarını ve yargı operasyonlarını içeren çok daha dolambaçlı yollar izlemek zorunda kalmaktadır. Bu dolambaçlı yollardan giderken istibdad rejimi halk nezdinde meşruiyetini tartışılır hale getirmektedir. Rejim Anayasa’yı ve burjuva demokrasisinin ve hukukunun teamüllerini çiğneyen sert uygulamalarının arka planında zayıf ve istikrarsız bir yapı arz etmektedir. Bununla birlikte rejim her bir sert dönemeci geçtikten sonra, bu yeni atılımının da katkısıyla iktidar yapısı çok daha keyfî ve baskıcı hale gelmekte, sermaye ve emperyalizmin çıkarları doğrultusunda icraatlarını sürdürmek üzere göreli bir istikrara kavuşmakta, sonuçta işçi sınıfına, emekçi halka ve ezilenlere ödetilen bedeller daha da artmaktadır.
İstibdadın saldırısı CHP’yle değil CHP’den koparak püskürtülebilir
Bugün mutlak butlan darbesi CHP içi bir kavgadan ibaret ya da salt CHP’yi zapturapt altına almaya yönelik bir hamle olarak görülmemelidir. İşçi sınıfı siyaseti, istibdadın bu hamlesine kesin olarak karşı çıkacak, baskıcı ve keyfî yönetimin hamlesine karşı ekmek ve hürriyet mücadelesi saflarını tahkim edip güçlendiren bir hattı önüne koyacaktır. Hürriyet cephesinin mücadele hattı istibdadın tam karşısında olmalı ancak düzen siyasetinin diğer odaklarından da bağımsız bir politika ile inşa edilmelidir. Çünkü hürriyet mücadelesi saflarının merkezinde ancak örgütlü işçi sınıfı olursa ve emekçi halk bu merkez etrafında seferber edilebilirse istibdadı yenmek mümkün olabilir. Merkezinde CHP gibi bir burjuva partisinin olduğu bir hareketin, istibdadın kitleler üzerindeki ideolojik ve politik hegemonyasını kırmaktan aciz kaldığı, büyük emekçi kitleleri seferber etmekten ve istibdadı çıkarını savunduğu bir avuç mutlu ve zengin azınlıkla birlikte tecrit etmekten uzak olduğu defalarca kanıtlanmıştır.
Halihazırda Özel-İmamoğlu CHP’sinin etrafında kümelenmiş bir sosyalist hareket ile Millet İttifakı’ndan arda kalan faşist, siyasal İslamcı vb. burjuva muhalefet partilerinden müteşekkil bir sözde direniş cephesinin istibdadı, Özgür Özel’in tutuklanması dahil, mutlak butlan darbesini daha ileri hamlelerle derinleştirilmesinden caydıracağı düşünülemez. Mutlak butlan darbesini protesto etmekte olan burjuva muhalefet güçlerinin bu tabloyu hürriyet mücadelesi lehine değiştirecek bir tasarruf içine girmesi beklenemez. İstibdadın galebe çalması bu güçleri geçmişte de olduğu gibi mevcut iktidarla mücadeleye değil uzlaşmaya itecektir. Yalnızca sosyalist hareket/sosyalizm CHP’nin düzen içi ve burjuva karakterinin yarattığı zaafları aşmak üzere, düzen siyasetinden bağımsız bir politik odak oluşturmaya aday olabilir. Bu ertelenemez bir görevdir. Düzen muhalefetinin çıkmazından kurtulmanın yolu “istibdada karşı sosyalizm”dir!
İstibdadın hamlesine Özel-İmamoğlu CHP’si ile aynı mevziye girerek cevap verilmesi durumunda, mücadelenin menzili CHP içi gündemle sınırlı kalmaya mahkûm kalacaktır. Dar anlamda mutlak butlan darbesini püskürtmeye odaklanan bir strateji öncelikle konunun öznesi olan Özel-İmamoğlu ekibinin siyasal önderliği altına girmeye mecbur bırakacaktır. Nitekim şimdiden Özel-İmamoğlu önderliği mücadelenin siyasi menzilini belirlemiş durumdadır: Kısa vadede CHP Meclis Grubu ile CHP Genel Merkezi arasındaki ikili iktidar halini devam ettirerek Kılıçdaroğlu’na parti içi yaygın bir tasfiye için vakit bırakmayacak yani “en uygun değil en kısa zamanda” Olağan Kurultay toplamaya zorlamak. Bu başarılamadığı takdirde orta vadede yeni bir parti kurularak ve Kılıçdaroğlu CHP’sini tecrit ederek Özel-İmamoğlu partisini güçlü şekilde seçimlere sokmak. Özel-İmamoğlu CHP’siyle aynı mevziye giren hatta göreli olarak CHP örgütünden bile daha yoğun bir seferberlik içine giren sosyalistlerin, “mesele CHP’nin ötesindedir” ortak tespitine rağmen, mücadeleye Özel-İmamoğlu önderliğinin ötesinde bir perspektif ya da rota sunabildiği söylenemez.
Bir darbe de Mansur Yavaş’tan gelirse…
Aksi zaten mümkün değildir. CHP’yle aynı mevzide CHP’nin ötesinde bir direniş hattı oluşturulamaz. Sosyalist harekette, Özel-İmamoğlu CHP’sinin kısa ve orta vadeli politik hedeflerine ulaşmasına yardımcı olmanın istibdadı gerileteceği düşüncesi hâkim. CHP örgütünde ve özellikle de seçmen tabanında istibdadın darbesine ortak olan Kılıçdaroğlu’na yönelik büyük öfke bu düşünceyi güçlendirmektedir. Ancak bu düşünceler sosyalist hareketi düzen muhalefeti ile birlikte çıkmaza sürüklemekten başka sonuç vermez. Özgür Özel’in bir tutuklama saldırısıyla saf dışı bırakılması halinde CHP’deki ikili iktidarı sürdürmek zorlaşacağı gibi yeni parti kuruluşu da sekteye uğrayabilir. Böyle bir hamle gelmese dahi bugün Özel-İmamoğlu cephesinin görünürdeki moral üstünlüğü, şu ana kadar ikircikli bir tutum alan Mansur Yavaş’ın saf değiştirmesi halinde, ciddi yara alacaktır.
Mansur Yavaş’ın Kılıçdaroğlu’nun Genel Merkez’deki değil Özgür Özel’in Güvenpark’taki bayramlaşma programına katılması ve beraber kol kola girerek yürümesi şimdilik bir görüntü vermekten ibarettir. İstibdadın yolsuzluk soruşturmalarıyla kuşattığı Mansur Yavaş’ın istibdada karşı bir direniş önderi olarak öne çıkmayacağı belli olmuştur. CHP’nin, İmamoğlu’nun seçime girememesi durumunda Erdoğan’ı yenilgiye uğratabileceği düşünülen diğer olası adayı olan Mansur Yavaş’ın kısa vadede doğrudan Kılıçdaroğlu yanına geçmese dahi pasif bir tutumla Kılıçdaroğlu’nun Genel Merkezi’ni meşru kabul eden bir konuma çekilmesi dahi tabloyu dramatik şekilde değiştirir. Orta vadede ise Mansur Yavaş’ın, CHP’nin olası bölünmesinde yeni partiye geçmeyi reddetmesi ya da hâlâ bağlı olduğunu açıklamış olduğu siyasal kökenine uygun şekilde İyi Parti- Zafer Partisi vb. etrafındaki bir faşizan koalisyona dahil olması mümkündür.
Düzen muhalefeti yarı askeri rejimle karşı karşıya değil iç içedir
Özel-İmamoğlu önderliğinin baskıyla sindirilmeleri haricinde istibdadla uzlaşma ve işbirliğine gitme ihtimali de asla küçümsenmemelidir. İstibdadın stratejik hamlelerinde sadece baskı yöntemleriyle ayakta kalmadığını, her seferinde sert dönemeçlerden düzen muhalefetinin kritik, hatta stratejik yardımlarıyla döndüğünü unutamayız. İstibdad rejimi ile en sert biçimlerde karşı karşıya geliyor gözükse dahi, düzen muhalefeti istibdada karşı hürriyet mücadelesini yürütemez. Çünkü istibdadın hizmetinde olduğu sermaye ve emperyalizm ile düzen muhalefetinin de organik bağı ve çıkar ortaklığı bulunmaktadır. Ayrıca düzen muhalefeti yarı askeri rejimle de karşı karşıya değil iç içedir.
Yarı askeri rejimin parçalı yapısı dolayısıyla Erdoğan ve AKP ile iktidarın fiili ortağı Bahçeli ve MHP arasında, yüksek yargıda Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Yüksek Seçim Kurulu arasında, rejimin stratejik tepelerinde söz sahibi olan Adalet, Millî Savunma, İçişleri ve Dışişleri gibi hükümetin farklı bakanlıkları arasında, MİT, polis, jandarma ve ordu güçleri arasında eşgüdüm ve koordinasyon sağlamak her zaman kolay olmamaktadır. Sık sık yarı askeri rejimin bu güç merkezleri arasında çelişkiler hatta çatışmalar baş göstermektedir. Bu çelişki ve çatışmalar ekonomik kriz dinamikleri başta olmak üzere iç ve dış politikadaki çalkantılarla birlikte zaman zaman sertleşmektedir. Bu çelişki ve çatışmaların bir tezahürü olarak askerî, polisiye ve istihbari odaklar düzen muhalefetine zaman zaman hatta sıklıkla kritik bilgi ve belgeler uçmaktadır. Ancak yarı askeri rejim içindeki aynı odaklar kritik anlarda düzen muhalefetinin elini kolunu bağlamaktadır. Dahası bu odaklar düzen muhalefetini halkın hürriyet mücadelesinin elini kolunu bağlamakta kullanmaktadır.
Bugün Kılıçdaroğlu yarın Özel! Düzen siyaseti her daim halka ihanet eder!
İstibdadın stratejik hamlelerinde sadece baskı yöntemlerini kullanmadığını, her seferinde sert dönemeçlerden düzen muhalefetinin kritik ve stratejik yardımlarıyla döndüğünü unutamayız. Bugün sokaklar “hain Kılıçdaroğlu” sloganlarıyla çınlıyor. Oysa bu ihanet sürpriz değil. Kılıçdaroğlu “adalet yürüyüşü” yaparken de rotayı İstanbul’dan Ankara’ya doğru değil Ankara’dan İstanbul’a doğru çizerek, yürüyüşün sonunda da elde ettiği tüm prestiji Abdullah Gül’ü ortak Cumhurbaşkanı adayı olarak pazarlamak üzere kullanarak yine hürriyet mücadelesine ihanet ediyordu. HDP eş başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ı hapse gönderen süreçte dokunulmazlıkların kaldırılmasına “Anayasa’ya aykırı ama evet” derken de ihanet ediyordu. Altılı Masa vasıtasıyla siyasal İslamcı ve faşistleri meclise taşırken, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda İçişleri Bakanlığı’nı faşist Ümit Özdağ’a teslim edip, ülkeyi göçmenlere karşı ırkçı afişlerle donatırken de ihanet ediyordu.
Özgür Özel’in de gelecekte Kılıçdaroğlu ile aynı işlevi görmesi yine sürpriz olmayacaktır. Çünkü Kılıçdaroğlu’nun tüm ihanetlerinde onun yanındaydı. En yakınındaydı. Kılıçdaroğlu’ndan ayrıldıktan sonra da değişmemiştir. 2024’te yerel seçimlerden zaferle çıktıktan sonra Erdoğan’ın en zor zamanında “normalleşme” politikasına angaje olan, ekonomiye öncelik vermek ve rasyonel politikalara dönmek gerek diyerek emekçi halkın ekmek isyanına karşı İngiliz Mehmet’in işçi-emekçi düşmanı Orta Vadeli Programı’na kredi açan Özgür Özel’dir. 19 Mart sürecinde gençliğin isyanını bir pazarlık kozu olarak istismar edip, gençler polis şiddetiyle yüzleşirken arka kapı diplomasisi yürüten, sonra da “mutlak butlan gelirse bileklerimi keserim” diyecek kadar öngörülü davranan odur. Rejim içindeki çatlaklardan medet umarak, yarı askeri istibdad rejiminin mimarı Devlet Bahçeli ile sözde demokrasi için ittifak arayan odur. Mutlak butlan darbesinin ön gününde silah fuarına gidip yarı-askeri rejime biat eden de kendisidir. İstibdada karşı CHP mevziinde kurgulanan bir mücadele, kişilerden bağımsız olarak ve farklı yollardan giderek her durumda bir çıkmaza doğru sürüklenmeye mahkumdur.
Düzen siyasetinden kopan, yüzünü işçi sınıfına dönen, emekçi halka güvenen bağımsız bir sosyalist odak için…
Çıkış bağımsız sınıf siyasetindedir. İstibdadın taarruzunu CHP mevziinde değil, yani burjuvazinin saflarının arka sıralarında değil sınıf politikalarında mevzilenerek karşılamak zorundayız. Düzen siyasetinden kopan, yüzünü işçi sınıfına dönen, emekçi halka güvenen bağımsız bir sosyalist odağın inşası bu yüzden elzemdir. Böyle bir odak tek gerçekçi çözüm olan bağımsız bir sınıf siyasetinin imkanlarını arttıracaktır. Mesele sadece CHP değildir ve saldırı CHP’nin ötesindedir. Bu tespitte ortak olan sosyalist parti ve hareketler, CHP’nin gerisinde dizilerek değil işçi sınıfının ve emekçi halkın bağrında güçlerini birleştirmelidir. Fabrikalarda, tersanelerde, madenlerde, her bir işyerinde her bir ekmek mücadelesini hürriyet için mücadeleye katmak, emekçi halkı ve ezilen büyük kitleleri günbegün geçim derdinde yalnız ve seçim günü geldiğinde alternatifsiz bırakmamak için, istibdada karşı sosyalizm!
Bu yazı Gerçek gazetesinin Haziran 2026 tarihli 201. sayısında yayınlanmıştır.