İktidarın ve patronların asgari ücret (açlık ücreti) dayatmasına karşı işçiler birleşin!

açlık sınırı

Asgari ücret tespit komisyonu Aralık ayında, milyonlarca asgari ücretlinin kaderini belirlemek üzere toplanmaya başlıyor. Bu komisyon, hükümetten, işçi ve işveren sendikalarından beşer temsilci olmak üzere 15 kişiden oluşuyor. Görünürde taraflar beşer kişiyle temsil edilse de işin esasında hükümet ve patronlar işçilere karşı birlikte bir cephe oluşturuyor. Sonunda da hep onların dediği oluyor. Bu yüzden bazı seçim dönemleri istisna olmak üzere asgari ücret, hep Türk-İş tarafından temsil edilen işçi tarafının itirazına rağmen belirleniyor. 2000 yılından itibaren 19 yılda 14 defa işçi tarafı belirlenen asgari ücrete muhalefet etmiş, sadece 3 defa oy birliği sağlanmış, 2 sefer de işverenlerin itirazı söz konusu olmuştur. 

Patronların iktidarı açlığı dayatıyor

Bu yıl ise hükümet tarafı açıkladığı ekonomi programı ile ücret artışlarını hedeflenen enflasyonla sınırlayacağını açıklamıştır. Hükümetin enflasyon hedefi yüzde 8. 2020 yılı enflasyon beklentisi ise yüzde 8,5’tir. Bu hedefleri açıkladığı gün elektriğe yüzde 15 zam yapan iktidarın, ekonominin gerekleriyle değil işçi sınıfını ve emekçileri bastırma hedefiyle hareket ettiği açıktır. Patronlar ise bu düşük zam oranına çoktan razıdır. Bu durumda eğer hükümetin ve patronların istediği olursa asgari ücretin AGİ dahil yaklaşık 2.180-2.200 lira civarında olması söz konusudur. Türk-İş’in geçtiğimiz Kasım ayı itibariyle açlık sınırını 2.102 lira olarak açıkladığı düşünülürse AGİ hariç asgari ücret, açlık sınırının altında olacaktır. Ayrıca açlık sınırının enflasyon dolayısıyla sürekli artmakta olduğu da hesaba katılmalıdır. 10 milyon asgari ücretli (asgari ücret ve civarında ücret alan işçi sayısı) yine açlığa mahkûm ediliyor!

İşçi tarafını temsil eden Türk-İş, asgari ücretin bir işçinin aylık asgari geçim maliyetine göre belirlenmesini önermektedir. Bu rakam yine Türk-İş’in açıklamasına göre bekar ve çocuksuz bir işçi için 2.577 liradır. Bu rakam da enflasyon ve hayat pahalılığı dolayısıyla sürekli artmaktadır. Yaklaşık yüzde 26’lık bir artış oranına tekabül eden bu teklif, geçtiğimiz yıl enflasyonun yüzde 25’lere vardığı düşünüldüğünde, asgari ücretlinin durumunu iyileştirmekten çok kayıpları telafi etme niteliğindedir. İşçinin alınterinin karşılığı ile ilgisi yoktur! İşçinin bırakın ailesini geçindirmeyi kendisinin bile geçimini sağlayabilecek bir ücret değildir. Dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı olan 6.884 liranın yakınından bile geçmemektedir. Kaldı ki asgari ücretlilerin bile Ağustos ayından sonra bir üst vergi dilimine girdiği adaletsiz sistem sürdürülmektedir. Devlet, vergi dilimine giren işçilerin ücretlerini tekrar asgari ücrete tamamlasa da Ağustos ayından sonra fiilen asgari ücret alanlara yaklaşık 1,5-2 milyon kişi daha eklenecektir.  

Sorun kaynakların yetersizliği değil işçi sınıfının örgütsüzlüğüdür!

Asgari ücretle ilgili gerçekler bunlardır. Eğer işçi sınıfı olarak hep birlikte tepkimizi göstermezsek, Aralık ayı boyunca hükümet ve patronların yönettiği, Türk-İş’in figüranlık yaptığı tiyatroyu seyreder ve sonunda yine açlık ücretine mahkum oluruz. Konfederasyon ayrımı yapmadan tüm sendikalar açlık dayatmasına karşı güç birliği yapmalıdır. Unutulmamalıdır ki bugün asgari ücret ve civarında ücret alan 10 milyon işçinin açlığa mahkûm edilmesi kaynakların yetersizliğinden, ekonomik krizden değil, işçi ve emekçilerin örgütsüzlüğündendir! Birleşik bir işçi cephesi inşa edilmeli ve bu cephe “işçi sınıfı açsa üretim de yok” demelidir. Böylece sendikasız işçileri de kapsayan bir emekçi halk seferberliği başlatılmalıdır.

AGİ (Asgari Geçim İndirimi) asgari ücretin parçası değildir!

Geçmişte, çalışanlar fiş ve fatura toplayarak bunlarla ödediği vergilerin bildirimini yapar ve vergi indirimi alırlardı. 2008 yılında bu uygulama kaldırıldı ve yerine Asgari Geçim İndirimi (AGİ) getirildi. AGİ işçinin medeni durumu ve çocuk sayısına göre değişiyor. Geçtiğimiz yıl bekar bir işçi için 191,88 lira olan AGİ, evli ve 5 çocuklu bir işçi için en fazla 326,20 liraya kadar çıkıyordu. Burada önemli olan, bu paranın patron tarafından değil devlet tarafından yine bir tür vergi iadesi kapsamında ödenmesidir. Yani ücretin bir parçası değildir. Ancak ısrarla ücretin parçası olarak gösterilerek net asgari ücretin olduğundan daha fazla gösterilmesi sağlanmaktadır.   

 

Mutfaktaki yangın sürüyor! İşçinin ekmeği küçülüyor!

Türk-İş, Kasım ayı için açıkladığı rakamlarla iktidarın iddialarının aksine mutfaktaki yangının sürdüğünü gösterdi. İktidar ise işine öyle geldiği için enflasyonu bir önceki yılın Kasım ayına oranla hesaplayarak sanki fiyat artışları tek haneye inmiş gibi gösterdi. Geçtiğimiz yıl Kasım ayında çok yüksek bir enflasyon oranı yaşandığı için “baz etkisi” dediğimiz matematiksel etki dolayısıyla geçen yılın aynı ayına göre hesaplanan oranlar düşük çıkıyor. Mutfaktaki yangının büyüklüğü ise 12 aylık ortalamalara göre bakıldığında ortaya çıkıyor. İktidar ve patronlar asgari ücret artışını tek hanede tutmak isterken, mutfak enflasyonunun 12 aylık ortalamalara göre yüzde 17,89 olduğu görülüyor. Üstelik iktidar enflasyonu düşürdük dediği halde 2019 gıda enflasyonu, 2018 yılının yüzde 15,61 olan seviyesinin de üzerinde seyrediyor. Aylık bazda ise gıda fiyatlarının, geçtiğimiz yıla göre (yüzde 1,22) neredeyse iki katı (yüzde 2,16) hızla arttığı görülüyor. Meseleye buradan bakıldığında iktidarın ve patronların önerdiği asgari ücret zammı, işçinin sofrasındaki ekmeğin daha da küçülmesine neden olacaktır.

gıda

Bu yazı Gerçek gazetesinin Aralık 2019 tarihli 123. sayısında yayınlanmıştır.