Hindistan emekçileri esnek çalışmaya karşı ayakta
Hindistan’da işçi ve köylü kitleler, 2021 yılındaki devasa grev ve eylem dalgasından sonraki en büyük eylemi, 12 Şubat gününde “Hindistan’ı durdur” başlıklı bir günlük genel grev ile gerçekleştirdi. Eylem sayısız kamu ve özel sektör sendikasının yanı sıra köylü örgütlerini de bir araya getirerek bir gün için ülkedeki ekonomik faaliyeti durdurmayı hedefledi. Hindistan işçilerinin bu bir günlük uyarısı, ABD ile yapılan ticari anlaşmalar sonrasında ülkedeki çalışma koşullarını giderek esnekleştiren, iş güvenliğini zayıflatmayı hedefleyen dört parçalı yasa tasarısına karşı yapıldı.
Dünyanın neresinde olursa olsun, patronlar esneklik demeye başladığında, bu işçi sınıfının kazanımlarına saldırı anlamına gelir. Hindistan’daki yasa tasarısı da bunun bir başka örneği. Geçici sözleşmelerin patronlar lehine kolaylaştırılması, taşeronun yaygınlaşması, emeklilik fonunda patron katkısının azaltılması ve iş gününün fazla mesai ücreti ödenmeden günde 12 saate çıkarılabilmesi gibi “esneklikler” bu yasa paketinin bir parçası. Tabii tüm bunları yaparken patronların gözü bir yandan da sendikaların üstünde: yasanın diğer kısmı sendikaları zayıflatmak için getirilen önerilerle dolu. Sendikadan çıkmayı kolaylaştırmak, küçük ve orta boy işletmeleri “korumak” için yürürlükte olan ve bu işletmelerin işçi çıkarmalarını kolaylaştıran yasanın değiştirilerek KOBİ tanımının 100 kişilik işletme yerine 300 kişilik işletme yapılması gibi uygulamalar sendikaları etkin birer savunma aracı olmaktan çıkarmayı hedefliyor.
Sendikalar bu saldırının altında ABD ile yapılan ticaret anlaşmasının olduğunu söylüyor. Bu anlaşmanın sonuçları yukarıda anlatılanlarla sınırlı değil, ülkenin özellikle gıda ürünlerinde kendine yeterliliğini ortadan kaldırıp ABD ürünlerine bağımlı kılmak da bir başka hedef. Bizler bu süreci ve bunun sonucunu Türkiye’de yaşadık. Buna karşı gelinemezse, Hindistan halkı da yaşayacak. Ülkenin geleceğini belirleyecek ve ABD’ye daha fazla bağımlılığa yol açacak bu gelişmelerin “demokratik” bir zeminde tartışılmadığını, halkın onayının alınmadığını söylemeye bile gerek yok.
Emperyalist terörün arttığı, Münih sözde güvenlik konferansında ABD Dışişleri Bakanı’nın Batı emperyalizminin dışında kalan dünyaya açıkça savaş ilan ettiği bu günlerde, Hindistan ve Arjantin gibi örnekler başta olmak üzere işçi sınıfına karşı da savaş açılmış olması bir tesadüf değil. Emperyalist azgınlık her zaman işçi sınıfına karşı da bir savaş anlamına gelir. Bu savaşın başat bir tarafı olarak bizler de örgütlerimizle, en önemlisi de gelecekte tekrar kuracağımız işçi devletlerimizle bu savaşın yönünü değiştirmeli ve bu tehlikeyi savuşturmalıyız. Dünyanın tekrar tekrar barbarlığa savrulmasının önündeki tek engel bu olabilir.
Bu yazı Gerçek gazetesinin Mart 2026 tarihli 198. sayısında yayınlanmıştır.






