Tuzla Chen Solar’dan bir işçi: Bizi kimliklere bölmelerine izin vermeyelim! Ayrı gayrı yok, işçilerin birliği var!

Chen Mart

Merhaba yoldaşlar. Son dönemlerde "Kâbe’de hacılar" ilahisi ile "hav hav" şarkısı üzerinden yapay bir ikilik oluşmuş durumda. "Hav hav şarkısı dinleyen nesil Kabe'de hacılar ilahisi söyleyen nesil haline geldi" diyor siyasi iktidar. Ben de şahsen hav hav şarkısının bir dinleyicisi değilim ama bu ayrımı da yanlış buluyorum.

Toplum siyasi iktidarın iddia ettiği gibi dinledikleri şarkıya ya da yaşam tarzlarına göre ortadan ikiye ayrılmıyor. Toplum yaşam tarzı veya inancı ne olursa olsun patronlar ve işçiler olarak ikiye ayrılıyor. Tek gerçek ayrım bu. Ve patronlar toplumun yüzde 1'ini işçiler ise aileleriyle beraber toplumun yüzde 90'ını oluşturuyorlar. Her fabrikada hav hav şarkısını dinleyen işçi de var ilahi dinleyen işçi de var. Her fabrikada oruç tutan işçi de var tutmayan işçi de var. Her fabrikada alkol kullanan veya kullanmayan işçiler de var. Yine her fabrikada Sünni, Alevi, Kürt, Türk, Çerkez, Laz her memleketten ve inançtan işçiler var. Bu sadece işçiler için geçerli değil. Patronların da her meşrepten olanı var.

Örnek verecek olursak benim çalıştığım Chen Solar fabrikasının patronu Çinli bir ateist. Buna karşıt olarak Ülker patronu Murat Ülker ise beş vakit namaz kıldığını söylüyor. Ya da Vehbi Koç gibileri sabah namaz kılıp öğlen viski içebiliyor. Ama nasıl ki işçiler için din dil ırk ayrımı yoksa patronlar için de yok. Ateist patron da Müslüman patron da Hristiyan patron da her inançtan her memleketten işçiyi sömürürken ayrım yapmıyorlar. Ya da konu işçilere saldırmak olduğu zaman siyasi iktidar ilahi dinleyen Müslüman işçilere karşı Hristiyan patronların yanında duruyor.

Konu işçiyle patron arasındaki mücadele olduğu zaman iki taraf da rap mi dinliyor türkü mü dinliyor yoksa ilahi mi dinliyor hiç fark etmiyor. İktidarın tam da Ramazan ayı gibi herkesin dini duygu ve hassasiyetlerinin yoğun olduğu bir dönemde bir ilahi üzerinden ikilik yaratması da boşa değil. Tam da esas ayrımı yani sömüren ile sömürülen arasındaki ayrımı gizlemek için bizleri yaşam tarzlarımız, inançlarımız, memleketlerimiz üzerinden bölmek üzere bilinçli olarak yapılan bir operasyonla karşı karşıyayız. Oysa biz grev çadırlarında, fabrikalarda, sendikalarımızda birleştiğimiz zaman bu yapay ayrımların hepsi ortadan kalkıyor. Oruç tutmayan işçi oruç tutan arkadaşıyla karşı karşıya gelmek yerine onun ibadetini rahat yapması için dayanışma içinde oluyor. Yeri geliyor fabrikalarda mescit yapılması için Türk, Kürt, Alevi, Sünni bütün işçiler beraber mücadele ediyor. Namaz kılan işçi vakit namazını kılarken namaz kılmayan arkadaşı onun yerine de bakıyor.

Bütün bu örnekler bize iktidarın "Kâbe’de hacılar" ilahisi üzerinden gerçekleştirdiği projesini boşa düşürmenin de yolunu gösteriyor: ayrı gayrı demeden işçi sınıfı olarak birleşmek. İşte o birlik sağlandığı zaman bizi bölerek açlığa, sefalete, çalışırken ölüme mahkûm eden bu düzenin yerine iş, aş, hürriyet dolu günleri hep beraber kazanacağız.

Yaşasın işçilerin birliği, halkların kardeşliği!

Bütün ülkelerin işçileri birleşin!

Tuzla Chen Solar’dan bir işçi

Bu yazı Gerçek gazetesinin Mart 2026 tarihli 198. sayısında yayınlanmıştır.