Minneapolis cinayetlerinin anlamı

Minneapolis cinayetlerinin anlamı

Yalnızca 17 gün içinde, ilerici politikasıyla tanınan Minnesota eyaletindeki Minneapolis ve St. Paul şehirlerinden oluşan İkiz Şehirler bölgesinde, Minneapolis’te iki insan öldürüldü, bir kişi de ICE ajanları tarafından yaralandı.

ABD toplumunda, “güvenlik” görevlilerinin sivilleri, özellikle de siyahları oldukça sık ve neredeyse hiçbir neden olmaksızın öldürmesi yaygın olarak bilinse de, şimdi yaşanan özel bir durumdur, çünkü bu olaylar siyasi nitelik taşıyor. Ayrıca ülkenin başkanının, hem ABD siyasi sistemini hem de dünya güç dengesini Hitler'den bu yana görülmemiş bir derecede, açıkça gerici yönlere doğru sarsmaya niyetli olduğu, giderek daha açık bir şekilde faşist bir politika uyguladığı bir ülkede meydana geliyor. Bu yazıda, verilere ayrıntısıyla girmeden ve Trump'ın neyi temsil ettiği konusundaki görüşlerimizi tekrarlamadan, işçi sınıfı ve Amerika'da yeniden canlanmasını umduğumuz sosyalist hareket için bazı dersler çıkarmaya çalışacağız.

ABD'nin iç işlerine yabancıların karışmasına karşı tepki gösterip sızlanacaklara, özellikle bu ülke söz konusu olduğunda, ülke içinde olan bitenlerin dünyanın geri kalanı için büyük önemi olduğu göz önüne alınınca bu itirazın tümüyle anlamsız olduğunu hatırlatırız. Kapitalist toplumun yarattığı yıkıntılardan kurtulmuş, daha adil bir dünya yaratmak istiyorsak, proleter enternasyonalizminin ilkeleri, bu tür tartışmayı yalnızca kabul edilebilir değil aynı zamanda gerekli kılar.

Burjuva demokrasisinin cilası

Emperyalist ülkelerin vatandaşları için de Küresel Güney olarak anılan ülkelerin sakinleri için de çıkarılması gereken ilk ve en banal, ancak yine de yüksek sesle dile getirilmesi gereken ders, genellikle “Amerikan demokrasisi” olarak adlandırılan veya başka yerlerde (örneğin Avrupa'da) farklı terimlerle ifade edilen şeyin, mücadele sertleştiğinde hiç işe yaramayacak bir ciladan ibaret olduğudur. ICE, sadece iki örnek vermek gerekirse, Mussolini'nin "Kara Gömlekliler"i ya da Filipinler'in eski cumhurbaşkanı Duterte'nin kolluk kuvveti değildir. “Amerikan demokrasisi”nin, göç ve vatandaşlık konularında uzmanlaşmış farklı kolluk kuvvetlerinin zaman içinde birleştirilmesiyle ortaya çıkmış olan bir kurumudur. Sözünü ettiğimiz farklı kuvvetler, 11 Eylül olaylarının ardından İç Güvenlik Bakanlığı'nı kuran ve ICE’ı (yani Göç ve Gümrük Kolluğu’nu) oluşturan George W. Bush tarafından yeniden yapılandırılmıştı. Bu, 2003 yılında gerçekleşti. Aradan yirmi yıldan daha uzun bir süre geçti. Trump şimdi bu kurumu özel bir güç olarak kullanmaya başladı. Başka bir deyişle, Amerika'da (ve geleneksel olarak “kurallara dayalı düzen” olarak görülen, “demokrasi” olarak sınıflandırılan diğer ülkelerde de) devlet aygıtının en azından bir kısmı, zamanı geldiğinde, diğer durumlarda paramiliter çetelerin kullandığı yöntemleri kullanarak (yüzü bütünüyle gizleyen maske kullanımı, plakasız otomobiller, resmi üniforma yerine sivil giyim vb. vb.) halka saldırmaya hazırdır. Burjuva devleti, gerektiğinde öldürür.

Burjuva devlet aygıtına güven duyulamaz

Bazılarının cinayetlerin ardından yaptığı gibi, sosyal medyada, ABD silahlı kuvvetleri eski genelkurmay başkanı Mark Milley'in görevden ayrılırken yaptığı veda konuşmasında Trump'a politik olarak saldırdığını gösteren bir video paylaşmak ve bu temelde orduya Trump'la savaşıp onu yenmesi için çağrıda bulunmak, en kötü türden içi boş bir yanılsamadır. Faşizme karşı mücadelede burjuva devletinin mevcut egemen katmanlarına güvenilmemelidir. Güç dengesini halk kitlelerinin lehine çevirmek için bazı hükümet kademeleri nezdinde (örneğin, özellikle yargının alt kademelerinde) taktik amaçla çalışmak farklı bir konudur, ancak nihai olarak burjuva devletinin üst kademelerinden kurtuluş bekleyen stratejik bir çizgi oluşturmak, kendini kandırmakla eşdeğerdir.

Özel bir gücün ortaya çıkışı

Ancak ICE, “Amerikan demokrasisi”nin geleneksel devlet aygıtının bir parçası olmasına rağmen, son dönemde çok önemli bir dönüşüm geçirmektedir. Dolayısıyla, özel rolü ve işlevi üzerinde dikkatli biçimde durmak gerekir. Geçtiğimiz Temmuz ayında kongrenin onayından geçen, Trump’ın “Büyük ve Güzel Yasa” olarak adlandırdığı yasanın, kapitalist şirketlerin ve para babalarının ödediği vergiyi ciddi şekilde düşürmenin yanı sıra en belirgin özelliklerinden biri de, ICE’ın (“ays” okunur) mali imkânlarını ve personel alım olanaklarını o kadar büyük ölçüde artırmasıydı ki, bazı kaynaklara göre, ICE, ABD'de belki en büyük belki (FBI’dan sonra) ikinci en büyük iç güvenlik kurumu haline gelmeye adaydı.

Bu, çeşitli federal kolluk kuvvetleri arasında rastgele bir güç dağılımı ya da Trump yönetiminin yasadışı göçle mücadeleye verdiği önceliğin bir yansıması değildi. Tüm faşist partiler ve liderler, yalnızca Führer veya Duce'ye hesap veren sadık bir silahlı güç oluşturmaya çalışır. Bu konuyu en az on yıldır tartışıyoruz ve 21. yüzyılda faşizmin, sadece ABD'de değil, Avrupa ve Latin Amerika'da da, burada girmeye gerek olmayan çeşitli nedenlerle, Kara Gömlekliler gibi paramiliter saldırı birlikleri oluşturmadığını belirtiyoruz. Başka türlü söylersek, 21. yüzyıl faşizminin1920'lerde Mussolini'nin Kara Gömlekliler'i veya 1930'larda Hitler'in Almanya'sındaki SS ve SA gibi paramiliter saldırı birlikleri oluşturmamış olduğunu vurguluyoruz.

Ayrıca, örneğin Fransa'da, ülkenin en güçlü faşist partisi olan Rassemblement National’ın (Ulusal Derlenme) lideri Marine Le Pen'in, polis teşkilatının sendikaları içinde ve daha az görünür olmakla birlikte ordunun saflarında büyük bir itibara sahip olduğunu da zaman zaman belirtmiş bulunuyoruz. Ancak, Le Pen bunları, başta işçi sınıfı olmak üzere antifaşist kitlelere saldırmak için sokak güçleri olarak kullanmaya (henüz) girişmiş değil.

İşte bu nedenle bu hareketleri düpedüz "faşist" değil, ön-faşist olarak niteledik. Trump, ilk döneminde etrafında toplanan Three Percenters, Proud Boys, Oath Keepers ve benzeri bazı paramiliter güçlere sahipti. Üstelik, bunlar 6 Ocak 2021'de Kongre binasının basılmasında da öncü güçlerdi. Ancak bunlar etkisizdi. Şimdi Trump, ön-faşizm ile faşizm arasındaki sınırı aşmak üzere bir adım attı. Bir yıl önce, Trump göreve geldiğinde, faşist politikalar izlemek isteyen bir ön-faşistti. Bugün ise, ICE ordularını sokak saldırısı gücü olarak kullanarak düpedüz faşist bir lidere dönüşüyor.

Trump'ın paramiliter gücü olarak ICE

ABD medyası Minnesota'da ICE'ın iki kurbanından söz ederken, onları rutin olarak “ABD vatandaşı” olarak nitelendiriyor. Bu, niyet böyle olmasa da, bizim kulağımıza biraz ırkçı geliyor. Zira ABD vatandaşı olmayan göçmenlerin, yasadışı olsun ya da olmasın, öldürülmesinin hoş görülebileceğini ima ediyor gibi görünüyor. Bunun ne denli aşağılık bir önyargı olduğunu bizim okurumuza anlatmaya gerek bile yok. Ancak, buradaki daha derin mantık, ICE'ın yasadışı göçmenleri yakalayıp sınır dışı etmesi gerekirken, bunun yerine onlara destek ve kalkan olmaya çalışan ABD vatandaşlarını öldürdüğüdür. Bu durum, iki kurbanın Latino kökenli değil, beyaz Amerikalı olması gerçeği ile birlikte ele alındığında, ICE'ın antifaşistlere karşı da kullanıldığının sağlam bir kanıtıdır. Bu, ICE'ı ön-faşist Trump'ın sokak çeteleri haline getirir ve aynı süreçte onu da tam anlamıyla bir faşist haline dönüştürür. Yoldaşımız Savas Mihail-Matsas da, son zamanlarda ICE'ı Trump'ın "pretoryen muhafızları" olarak nitelendirerek aynı gerçeğe atıfta bulunmuştur.

Faşist siyasetin mükemmel bir örneği

Son birkaç ay içinde Minneapolis'te yaşanan iki cinayet ve her türlü devlet şiddeti, faşist politikanın mükemmel bir örneğidir. Biz, Trump ve diğerlerini faşist olarak nitelendiriyorsak, bu, baskıcı politikalar izledikleri veya iktidara geldiklerinde izleyeceklerini vaat ettikleri için değildir. Biz onları faşist olarak nitelendiriyoruz çünkü ana amaçları, işçi sınıfını göçmenler ve "yerliler" olarak bölerek gücünü kırmaktır. Ters yönden bakıldığında, bu politikalar sıradan anlamda ırkçı değildir. Faşizm ırkçıdır çünkü esas amacı işçi sınıfını bölmek ve onu hareket edemez hale getirmektir.

Dolayısıyla, bugün ICE’ın izlemekte olduğu politika iki kat faşisttir. Kolluk kuvvetlerine sınıfın bir kesimine saldırmasını emreder ve diğer kesim saldırıya uğrayan kesimle dayanışma içinde olmak için kendini ateşe attığında, faşist haydutlar diğer kesimi coplar, gözünün içine içine biber gazı sıkar, hatta öldürür. Bu, tam tamına faşist zeminde yürütülen bir sınıf mücadelesidir.

Marksizmin bilgeliği

Tüm bu tartışma, eylem rehberi olarak Marksizmin önemini yeniden ortaya koymuştur. Bunu olabildiğince basit bir şekilde ifade edelim: On yıldan fazla bir süredir, Avrupa'daki sözde "popülist" veya "aşırı sağ" hareketlerden Trump'a, Latin Amerika'daki Bolsonaro ve Milei'den Hindistan'daki Modi'ye kadar birçok hareketin ön-faşist karakteri konusunda ısrarcı olmamız ve bu hareketlerin (Hindistan'daki Modi'nin BJP'si ve geleneksel ortağı RSS hariç) henüz silahsız oldukları ve bu nedenle "ön-faşizm" tanımını daha da netleştirmemizi teyit ettikleri yolundaki gözlemimiz, bize bu hareketlerin şiddet içeren bir dönüşüme uğrayacağını öngörme (2021'de ABD Kongre Binası'nın basılması, 8 Ocak 2023'te tekrar, bu sefer Bolsonaro'nun Brezilya'sında Kongre Binası'nın basılması ve şimdi de Minnesota sokaklarında ICE terörünün yaşanması) ve böylece tüm ülkelerde faşizmle mücadele için uygun bir program önerme imkânı verdi. ABD ve İngilizce konuşulan bütün ülkelerdeki sol entelektüeller, Trump'ı “reforme edilebilir bir kaçık” olarak görerek ve ona (ön-faşist türden) “faşist” sıfatını ısrarla, sebatla, inatla reddederek bu sınavda sınıfta kaldılar. Bu, bir kez daha, şayet buna hâlâ bir ihtiyaç varsa, son yarım yüzyılda solcuların büyük çoğunluğu tarafından şiddetle reddedilen, eleştirilen, aşağılanmaya çalışılan Marksizmin, dönemin tüm moda fantezileri karşısındaki üstünlüğünün en son örneğidir.

Siyahlar, Latinolar, Beyazlar, birleşin ve savaşın!

Beyaz Amerikalıların, çoğunlukla ama sadece Latino kökenli olmayan sınıf kardeşlerinin hakları için toplu olarak ayağa kalkmakla kalmayıp, onlar için savaşıp ölmeleri, yıllardır bir yandan beyaz işçi sınıfını (sadece sanayi değil, tüm üretim ve dolaşım dallarında) diğer yandan beyaz üstünlükçü faşizm tarafından hor görülen ve ayrımcılığa uğrayan ırk ve ulusları bir araya getirme konusundaki ısrarımızın bir hayal olmadığını ortaya koyuyor. Şu anda bu, ABD'nin en ilerici coğrafi bölgeleriyle sınırlı olsa da, uzun vadede alınması gereken en doğru tutumdur.

Che Guevara, Minneapolis sokaklarında

CIA, sosyalizm, komünizm veya Marksizm'in en büyük kahramanlarından birinin (1967) öldürülmesini planlayıp gerçekleştireli neredeyse altmış yıl oldu. Bolivyalı köylülerin “San Ernesto”su, CIA'nın ülkesinde bile devrimcilere rehberlik etmeye devam ediyor. Bir muhabir, Minneapolis bölgesinde, halkın ICE'ın son kurbanı için nöbet tuttuğu yerde, bir savaş tüfeği ile teçhiz olmuş bir silahlı adamla konuşurken, bu tavrın Amerikan halkına nasıl açıklanabileceğini sordu. Genç solcu, cevap olarak, Che'ye atıfta bulundu ve onun sözlerini özetleyerek şunu söyledi: “Che Guevara bir aşamada ‘düşmanın çok bol mühimmatı var ve halk bunu düşmanı alt etmek için kullanmalı’ demişti.

Amerikan halkının silahlı mücadeleye hazır olduğunu söylemiyoruz. Dikkat çekmek istediğimiz nokta, Anayasa'nın İkinci Ek Maddesi'nin ateşli silah bulundurmayı herkes için dokunulmaz bir hak haline getirdiği bir ülkede, Che'nin genç devrimcilerin hayal gücünü ateşlediği gerçeğidir. Bu nedenle, Amerika'nın faşizme karşı mücadelesinin, diğer birçok ülkeye göre silahlı mücadeleye dönüşme eğilimi daha yüksektir. Trump ateşle oynuyor.