Soldaki toprak kayması heyelana dönüşürken: 31 Mart seçimlerinde ne yapmamalı?

Seçimler

HDP, Millet İttifakı’nın nasıl gayri resmi ortağı oldu?

HDP, 24 Haziran seçimleri öncesinden başlayan ve adım adım örülen bir siyasi süreçle sonunda Millet İttifakı’nın gayri resmî ortağı oldu. Bu ortaklık HDP’nin “kayyım atanan belediyeleri geri almak, Batı’da ise AKP-MHP’yi geriletmek” şeklinde özetlenen politikasıyla ifade ediliyor. Bu politika, HDP’nin İstanbul, İzmir ve Ankara başta olmak üzere bir dizi ilde aday göstermemesiyle, Urfa’da adaylarını Saadet Partisi lehine çekmesiyle de somutlanmış durumda.

HDP’nin Millet İttifakı’na katılımı resmiyet kazanamıyor. Çünkü böyle bir ilkesizliği, HDP’nin, seçmenine anlatması mümkün değil. Ortaklığın gayri resmî düzeyde kalması CHP-İyi Parti’nin de işine geliyor. Onlar da AKP-MHP cephesinden gelen “PKK ile ittifak” suçlamasına karşı set çekmek için ve tabanlarındaki HDP alerjisi dolayısıyla bu durumu tercih ediyorlar. Böylece seçim sürecinde Kürt hareketine hakaret etmeyi sürdürüp, faşist adayları için Kürtlerin oylarına talip olabilmekteler.

Bilindiği gibi HDP bünyesinde bir dizi sosyalist parti ve grup var. Bunlar sessizce ya da mırıldanmadan öteye gitmeyen itirazlarla, bu ilkesiz politikayı sineye çekmiş ve Millet İttifakı’nın yani Amerikan muhalefetinin parçası haline gelmiş durumdalar. Bu utanç verici tablo 31 Mart yerel seçimlerinin özgünlüğü ile de açıklanamaz. Bu siyasi teslimiyetin taşları 90’lı yılların sonunda başlayan Avrupa Birlikçilikle, kimlikçilikle, burjuvazinin içinde demokrat bir kanat aramayla, sınıf siyasetini hor görüp emekçi halktan uzaklaşmakla ve nihayet Rojava dolayımıyla ABD ile ittifakın normalleştirilmesiyle döşendi.

Alper Taş nasıl Millet İttifakı’nın adayı oldu?

ÖDP ve Alper Taş, Beyoğlu’nda CHP’nin adayı olmadıklarını, CHP’den aday olduklarını söylüyor. Uzun süre CHP ve HDP’den ayrı olmanın önemini vurgulayan, bu doğrultuda yazılar yayınlayıp başka siyasetleri yerden yere vuran bir parti ve lider için kolay sindirilebilecek bir durum olmadığı açık. Söylenmek istenen CHP’nin sembolik bir çatıdan ibaret olduğudur. Alper Taş’ın CHP çatısı altında sosyalist bir politik kampanya yürüteceği iddia edilmektedir. Hele ki içinde faşist bir partinin yer aldığı Millet İttifakı ile hiçbir ortaklık söz konusu değildir.

Ne yazık ki gerçekler böyle değil. Burjuva siyasetine elini veren kolunu kaptırır. ÖDP de CHP’ye elini vermiş, Alper Taş’ı kaptırmıştır. Alper Taş, CHP’nin adayıdır. Adaylığı ne ön seçimle ne de ÖDP ile ittifak görüşmelerinin sonucunda belirlenmiştir. Açıklamayı Kılıçdaroğlu yapmış, Alper Taş bile önce televizyondan duyduklarını söylemiş ve sonunda adaylık CHP Parti Meclisi’nde onaylanmıştır. Alper Taş’ın CHP’den ayrı olarak açıkladığı bir yerel seçim programı yoktur. Şu ana kadar da CHP’nin söylemlerine ters düşen bir politika ortaya koymuş değildir. Mülkiyet ilişkilerini gündeme almayan, burjuvaziye karşı konumlanmayan, küçük burjuva demokratlığı ve kimlikçi çerçevede kalan bir sol söylem ise CHP’yi rahatsız etmemektedir. Anlaşılan ÖDP de CHP’yi rahatsız etmemeyi önemsemektedir. Zira kampanyada tek bir ÖDP bayrağı görülmemektedir, ÖDP adeta CHP içinde çözülmüş durumdadır. Nihayet durumun faşist İyi Parti’yi de rahatsız etmediği görülüyor çünkü İyi Parti Beyoğlu’nda aday çıkartmamıştır.

Alper Taş’ın adaylığı tamamen ve organik olarak CHP’nin seçim kampanyasının parçasıdır. Dolayısıyla CHP’nin sağcı, faşist ve siyasal İslamcı burjuva partileriyle ittifakı da, İstanbul’da müteahhit burjuva Ekrem İmamoğlu da, Ankara’da faşist Mansur Yavaş da, Urfa’da kontr-gerillacı ağa Bucak da hem ÖDP’yi hem de Alper Taş’ı bağlamaktadır. Bir sosyalistin bir patron, bir ağa ve bir faşistle aynı listede olması (bu iki isim semboldür, CHP’nin meclis listeleri patron, müteahhit, toprak ağası, faşist doludur) basitçe geçiştirilebilecek bir şey değildir. Sosyalist bir parti ve önde gelen bir lideri sadece CHP’nin değil, Millet İttifakının adayı haline gelmiştir. Sözüm ona demokrasi için, faşizme karşı yerel mevziler elde etmek için savunulan bu politika, sol mevzilerin burjuvaziye kaptırılmasıyla sonuçlanmıştır.

 

Merkezi sorunların yerel çözümleri olmaz!

Boykot etmek yerine seçimlere ayrı ve bağımsız giren sosyalistler nerede hata yapıyor?

Azınlık olmakla birlikte, 31 Mart seçimlerinde CHP ve HDP dışında kalan ve düzen partilerinden ayrı bir politik tutum alan sosyalistler de var. TKP ayrı olarak seçimlere katılıyor. TKH ve EHP bazı seçim bölgelerinde bağımsız adaylar çıkarıyor. En kritik büyükşehirlerde Millet İttifakı’na destek olup, bazı yerellerde istisnai aday gösterenler (EMEP) için ise tabii ki gerçek bir bağımsız politikadan söz edilemez.

Düzen siyaseti tüm politikasını, sermayenin ve emperyalizmin merkezi taarruzunun bir parçası olarak tasarlıyor ve örgütlüyor. Bu saldırıya yerel gündemlere sıkışan bir politika ile cevap üretilemez. Yerel seçimlerde aday göstermek ister istemez yerel gündemlerin öne çıkmasına neden olmaktadır. Sosyalistlerin kent topraklarının kamulaştırılması yerine kentsel dönüşüme, halkın tapu hakkı kapsamında eğilmesinin sorunlu yanlarını bir tarafa bırakalım. Ekonomik krizin merkezinde kent rantı değil bankalar ve kilit sanayi sektörleri vardır. Yakıcı gündem, bankaların ve kilit sanayinin kamulaştırılmasıdır. Serbest piyasa ideolojisinin çöktüğü ve iflas ettiği bir ortamda tüm politikalar kamu mülkiyeti temelinde merkezi planlamaya işaret etmek zorundayken yerel seçimler, konusu ve sınırları dolayısıyla tüketim ve üretim kooperatiflerinden ötesinin tartışılmasına olanak sağlamıyor. Kıdem tazminatı işçi sınıfının merkezi sorunudur ama yerel kampanyada haliyle belediye işçilerinin sektörel sorunları öne çıkmaktadır. Ekonomik kriz ne sebepleri ne de çözümüyle yerel bir gündemdir. Özetle yerel seçim gündemlerinden hareketle somut sorunlara sosyalist cevaplar üretmek mümkün olmadığından sosyalizm propagandası da soyut kalmaya mahkûm oluyor.

Düzen siyasetinin tüm solu içine çeken girdabına kapılmayarak ayrı duranlar, nispeten olumlu bir pozisyon almış oluyorlar. Ancak sorun sadece düzen partilerinden ayrı olmakla sınırlı değil. 24 Haziran seçimlerinden sonra istibdad rejiminin yerleşmesi açısından 31 Mart yerel seçimlerinin önemli bir yer tuttuğu, doğrudan istibdad cephesi tarafından da söyleniyor. İstibdadın bir siyasi projesi var. 16 Nisan referandumu ve ardından 24 Haziran seçimleriyle, tüm bu seçim süreçlerini, OHAL’i kullanarak ve YSK eliyle manipüle ederek, siyasi projelerini hayata geçirmekteler. 31 Mart yerel seçimlerinde eğer muhalefet hiçbir şey olmamış gibi “yerel mevziler kazanmaya” ya da “AKP-MHP’yi geriletmeye” odaklı bir yerel seçim yarışına odaklanırsa, sonuç ne olursa olsun “atı alanın Üsküdar’a geçmiş olduğu” herkese kabul ettirilmiş olacak. Devrimci İşçi Partisi bu siyasal taarruz ve dayatmaya  “boykot” tutumuyla hayır diyor, istibdadın siyasal projesine ise zincirsiz bir Kurucu Meclis’le siyasi bir alternatif gösteriyor. Yerel seçim adaylıklarının ise bu hayati sorulara cevabı yok!  

Bu yazı Gerçek gazetesinin Mart 2019 tarihli 114. sayısında yayınlanmıştır.