Metal işçilerinden İtalyan Lisesi öğretmenlerine grev kırıcılığını grevle kıranlar!
Baskıcı ve keyfi yönetim olan istibdadın sermayeye sunduğu en büyük hizmetlerden biri grev yasakları olagelmiştir. AKP iktidarı darbe dönemleri dahil Cumhuriyet tarihinin grev yasaklama rekortmenidir. Grev yasaklarının keyfiliği ve hukuksuzluğu birçok örnekte Anayasa Mahkemesi kararlarıyla da tescillenmiş durumda. Ne var ki bu kararlara rağmen grev yasakları devam etmiştir. Çünkü Cumhurbaşkanı’nın grev yasaklama kararı hemen uygulanmakta, grev yasağının yasadışı olduğunu tespit eden Anayasa Mahkemesi kararları ise yıllar sonra geliyor. Sonuç Yüksek Hakem Kurulu’nun bağladığı (ya da yasak yüzünden sendikanın anlaşmaya zorlandığı) toplu sözleşmede kaybedilen haklar, eriyen maaşlar ve karşılığında AYM kararı dolayısıyla hükümetin sendikaya ödediği tazminat!
Dolayısıyla istibdadın grev yasaklarını mahkemelerde aşmak mümkün olmadı. Mahkemeler grev yasaklarını mahkûm etti etmesine, ama grev yasağını aşmak, işçinin özellikle de grevleri en çok yasaklanan Birleşik Metal-İş’li metal işçilerinin bileğinin gücüyle oldu. Bekaert grev yasağını fiili grevle aşan ilk örnekti. Ardından Schneider (Green Transfo) geldi. Nihayet yasaklanmasına rağmen bilfiil 33 gün süren ve zafer kazanan Grid Solutions (General Electric) fabrikası işçileri grev yasaklarını fiilen hükümsüz kılan bir örnek yarattılar. Yıllar sonra gelecek mahkeme kararını beklemeden, haklı, meşru ve yasal olan grevlerini bilfiil sürdürerek istibdadı ve sermayeyi çaresiz bıraktılar. Bunu başarırken işin püf noktası sadece grevi sürdürme kararı vermek değil, bu kararın arkasında tek bir fire vermeden tüm işçilerin durması, “yüzlerce işçiyi işten atarız” diye tehdit savuran patrona “grevi daha da büyütür ve direnişe çeviririz” diye cevap vermekteydi. Grev yasağının ilacı bulundu diyebiliriz. Bu ilacın adı Türkiye işçi sınıfına grev hakkını grev yaparak kazandıran Kavel’di!
Ancak istibdadın grev düşmanlığı grev yasağı ile sınırlı değil. Yeni yöntem devletin grev kırıcılık rolünü üstlenmesi. Grev kırıcılığı, patronun tehditle, şantajla, rüşvetle bazı işçileri grevden vazgeçirmesiyle ya da greve çıkartmamasıyla tezahür edebildiği gibi, grevdeki işçiler yerine taşeron işçi istihdam etmek ya da grevdeki fabrikanın işini başka işyerlerinde fason olarak yaptırmak şeklinde de karşımıza çıkabiliyor. Bunlar hem gayrimeşru hem de yasa dışı yöntemler. Ama devletin göz yumması, yetkililerin ihmal ve suistimalleri, iş mahkemelerinin işi ağırdan alması vb. grev kırıcılığının etkin olmasına neden oluyor. Bu tür grev kırıcılığının da ilacı var. Yine Birleşik Metal-İş Gebze 1 No.lu Şubesi’ne bağlı Smart Solar grevinde işçiler, grev kırıcılığını kırmayı başardılar. Aynı anda fason üretim yapan fabrikada, ana fabrikada, genel müdürlükte ve İzmir’de eylem yaparak, tırların önüne barikat kurarak, ama en önemlisi ne olursa olsun tek bir fire vermeden grevlerinin arkasında durarak bunu başardılar. Ama istibdadın grev kırıcılığı biter mi? Son yöntem doğrudan devletin grev kırıcı rolünü üstlenmesi. Nakliyat-İş’in araç muayene istasyonlarındaki Tüvtürk grevinde gördük bunu. Greve çıkılacak günün gecesinde Ulaştırma Bakanlığı bir yönerge yayınlayarak grevin araç muayene faaliyetlerini aksatmaması için gerekli önlemlerin alınacağını ilan etti. Tüm istasyonlarda devlet ve işveren el ele adeta terör estirdi. İşçilerin fiilen greve çıkmasına mâni oldu. Ulaştırma Bakanlığı’nın bu şekilde sürece müdahil olması tabii ki haksız, gayrimeşru ve yasa dışı.
Nihayet en son olarak Özel İtalyan Lisesi’ndeki grevde benzer bir grev kırıcılığını gördük. Milli Eğitim Müdürlüğü, kamudan öğretmenleri grevci öğretmenlerin yerine görevlendirerek grev kırıcılığına soyundu. Bu grev kırıcılığındaki en üst seviye. Açıkça 6356 sayılı sendikalar ve toplu iş sözleşmesi kanuna aykırı olan bu grev kırıcılığının “eğitim hakkı” ile gerekçelendirilmesi ona meşruiyet kazandırmıyor. Tam tersine bu eylemi daha da gayrimeşru hale getiriyor. Nedeni gayet açık. Derslerin normal düzen içinde yapılması öğretmenlerin taleplerinin bir toplu sözleşme ile karşılanmasına bağlıdır. Ve samimi olarak eğitim hakkından bahseden, bu toplu sözleşmenin imzalanması yönünde çaba gösterir. Eğitim hakkını, sendika ve grev hakkını gasbetmek için bahane ederek değil. Şunu da söyleyelim ki İtalyan Lisesi’nde eğitim ne durmuştur ne de aksamıştır. Hababam Sınıfı’nda Mahmut Hoca’nın dediği gibi okul dört duvar arasındaki yer değildir. Okul her yerdir. Ve şimdi Tomtom Mahallesi’ndeki İtalyan Lisesi önündeki çadırdır. Ve bu grev okulunda İtalyan Lisesi’nin öğretmenleri tüm Türkiye’ye hak ve hukuk, dayanışma ve insanlık dersi vermektedir. Ne mutlu böyle onurlu ve yüksek karakterli öğretmenlere sahip olan İtalyan Lisesi öğrencilerine!
Nitekim grevin geldiği aşamada, toplu sözleşmenin imzalanması için belirli bir taslakta anlaşma sağlanmasına rağmen İtalyan Lisesi yönetiminin “biz hukuki bağlayıcılığı olan bir belge imzalamak istemiyoruz” gibi akıllara ziyan ifadelerle ayak diremesiyle dersler boş geçmeye (Görevlendirme gelmesine rağmen grev kırıcılığını reddeden öğretmenlerimize de selam olsun!) devam ediyor. Bu durumda kendine “devlet” diyenin öğretmene değil bu ülkenin sadece sendikalar ve toplu iş sözleşmesi kanununu değil Anayasası’nı dahi tanımama cüretini gösterenlere dönüp konuşması gerekir. Ve er geç öyle de olacaktır. Çünkü İtalyan Lisesi grevcileri de birliklerini bozmadan mücadeleye devam ettiğinde kırılacak olan grev kırıcılığıdır. Onlar hem ilk özel okul grevini gerçekleştirerek hem de grev kırıcılığını grevle kırarak işçi sınıfımızın tarihine geçecektir.






