Bursa OYAK Renault fabrikasından bir işçi: Sömürüye ve Emperyalist savaşa karşı mücadele bayrağını yükseltelim!

Bursa OYAK Renault fabrikasından bir işçi: Sömürüye ve Emperyalist savaşa karşı mücadele bayrağını yükseltelim!

Geçen hafta Fransa’dan Renault Grubu CEO’su Bursa’daki OYAK Renault fabrikasına geldi. Ziyareti sırasında artan işçi maliyetlerinden bahsetti. Çin ile rekabet için kısıtlamaların gündeme gelebileceğini söyledi. Biz işçiler olarak bu sözleri duyduğumuzda, yükün bir kez daha bizim omuzlarımıza bineceğini hissettik.

Fransız Le Monde gazetesinin yaptığı habere göre Bursa’daki OYAK Renault fabrikasının uluslararası platformlarda stratejik ve verimli bir merkez üssü olduğunu, üretimden 56 saniyede bir araba çıktığını, endüstriyel iş gücü maliyetinin Fransa’dakinin dörtte biri seviyesinde olduğu yazıyor. Her gün bu fabrikada, aynı tempoda, aynı kalite standartlarında araç üretiyoruz. Üretimin her anını biz ayakta tutuyoruz. Gece, gündüz demeden mesaiye kalarak, durmadan çalışıyoruz. Vardiyalar yoğun, tempo yorucu, çalışma saatleri uzun. Avrupa’daki diğer Renault fabrikalarına göre çok daha düşük ücret alıyoruz. Fabrikanın üretim çarkının dönmesini biz sağlıyoruz. Artan enflasyon, yükselen kira ve temel yaşam giderleriyle baş etmek zorunda kalıyoruz. Fabrikanın küresel başarısı bizim alın terimizle mümkün oluyor. Biz işçilerin emeği olmadan bu fabrika ayakta duramaz. Gücümüzün bilincinde olmalıyız!

Dünya gündeminde olan İran ve ABD arasındaki savaş, emperyalist çıkarlar uğruna yürütülüyor. Petrol, enerji hatları ve bölgesel stratejik çıkarlar, işçilerin ve halkların kanı üzerinden güvence altına alınıyor. Bombalanan şehirlerde sivil halk ölüyor, altyapılar yıkılıyor, enerji fiyatları ve yaşam maliyeti işçilerin sırtına biniyor. Savaş, yalnızca bir çatışma değil; işçi sınıfının yaşamını doğrudan etkileyen bir sömürü aracıdır. Savaşın bedellerini hem cephelerde hem de cephe gerisinde hep işçi sınıfı ve emekçi halk ödemiştir. Bu yüzden de samimi olarak ve gerçekten barış isteyenler işçiler ve emekçilerdir. Bugün yaşanan savaş için de bu böyledir. Ancak şunu bilmeliyiz ki barış istemek yetmez. Barış dilek ve temennilerle gelmez. Barış için, aynı ekmek ve hürriyet için savaştığımız gibi, mücadele etmeliyiz. Bunun için de safımızı doğru belirlemeliyiz.

Bugün İran dünyanın en büyük terör örgütü olan NATO ve onun başını çeken Amerikan emperyalizmi ve Siyonist İsrail’e karşı savaşıyor. Bu savaş uzakta değil, ta içimizde veriliyor. Çünkü NATO aynı zamanda Türkiye’dedir. İşçi sınıfı NATO’nun içinde olduğu bir savaşta tarafsız olamaz; çünkü NATO kanlımızdır, baş düşmanımızdır. NATO bir güvenlik şemsiyesi değildir; Türkiye’deki üsler ve planları halklara tehdit oluşturur. Eğer ülke ekonomisinin damarlarında dolar zehiri dolaşıyorsa, işçi sınıfı zam ve yoksulluk altında eziliyorsa, bunun sorumlusu da NATO’dur.

İşçi sınıfımız ve ezilen halklar NATO’ya karşı tarafsız olamaz. Önce içimizdeki NATO’yu çıkarmalı, AKP iktidarının ikiyüzlü politikalarına ve emperyalizme sunduğu hizmetlere karşı durmalıyız. Türkiye NATO’dan çıkmalı, İncirlik ve Kürecik başta olmak üzere emperyalist üsler kapatılmalıdır. Barışın yolu NATO’nun yenilgisinden geçmektedir. Tüm işçi sınıfı ve emekçi halk haykırmalıdır: NATO’dan çık! NATO’yu yık!

Bugün yaşanan savaşta tarafsızlık yoktur. Büyük güçlerin çıkar savaşıdır ve işçi sınıfı her zaman bu savaşın en ağır bedelini öder. NATO, emperyalizm ve onun yerli işbirlikçileri, halkların kanı üzerinden güç kazanır. Biz işçiler ve emekçiler, hem fabrikalarda hem de toplumsal mücadelede emeğimizin ve haklarımızın peşinde olmalıyız. Savaşın ve sömürünün karşısında safımızı doğru belirlemek, barışı ve eşitliği savunmak için tek çıkış yoludur.

Bursa OYAK Renault fabrikasından bir işçi

Bu yazı Gerçek gazetesinin Mart 2026 tarihli 198. sayısında yayınlanmıştır.