Sendikasızlaştırma yasası!

Sendikalar ve Toplu İş İlişkileri Yasası, 18 Ekim'de meclisten geçti. Uzun süredir kıdem tazminatının kaldırılmasıyla birlikte tartışılan yasa işçi sınıfına müjde olarak sunuldu. Oysa sendikal örgütlenmenin önündeki engelleri koruyan bu yasa, Türkiye burjuvazisinin ihtiyaçlarına, AKP hükümetinin işçi düşmanı bir strateji olarak ortaya koyduğu Ulusal İstihdam Strateji Belgesi'nin hedeflerine göre hazırlandı. Dolayısıyla bu yasayı tek başına ele almak yetmez. Sermayenin daha büyük saldırılarının arifesinde toplu sözleşme, grev hakkı, sendikal örgütlenmenin tüm alanlarının yeniden belirlenmesi, organize edilmesinin bir ürünü olarak anlaşılabilir ancak.

6 milyon işçiye sendika yok!

Yasayla birlikte 30 kişinin altında işçi çalıştıran işletmelerde işten atılan işçilerin işe iadelerinin ve sendikal tazminat hakkının önü kapatılarak, sendikal nedenle işten atmak kolaylaştırılıyor. Türkiye’de İş Yasası’na tabi 1,4 milyon işyerinin yüzde 95’i 30’un altında işçi çalıştırıyor. Özel sektörde SGK’ya kayıtlı yaklaşık 12 milyon işçinin 6 milyonu yani yarısı 30’dan az işçi çalıştıran işyerlerinde çalışıyor. Esnek ve güvencesiz çalışma koşullarının yaygın olduğu merdiven altı atölyelerde işçi sömürüsü yasayla sağlamlaştırılıyor, sendika güvencesi tamamen ortadan kaldırılıyor.

Barajlar yasaklar berdevam!

Yüzde 10 olan işkolu barajı, kademeli olarak indirildi. Buna göre Ocak 2013 istatistiğinin yayımı tarihinden 1 Temmuz 2016 tarihine kadar yüzde 1; 1 Temmuz 2016’dan 1 Temmuz 2018 tarihine kadar ise yüzde 2 olarak uygulanacak. 1 Temmuz 2018’den itibaren ise nihai olarak baraj yüzde 3 olacak. Ancak patronların sözcüleri ayak oyunlarını gizleyerek “işkolu barajı kalktı, indirildi, toplu sözleşmenin önü açıldı” diye sayıklayadursun; iş kollarının birleştirilmesi nedeniyle eski işkolu barajı olan yüzde 10 aslında muhafaza ediliyor. Nasıl mı? Yasaya göre mevcut 28 işkolu sayısı 20'ye düşürülüyor. Örneğin, hava, kara ve deniz taşımacılığı taşımacılık adı altında birleştirilirken; deri ve tekstil sektörleri de tek işkolu (dokuma, hazır giyim ve deri işkolu) olacak. İşkollarının birleştirilmesiyle hali hazırda toplu sözleşme yetkisine sahip sendika sayısı 51 iken yeni yasayla sayı 22'ye düşüyor. Çünkü bir yandan işkolu barajı sayısal olarak düşürülürken diğer yandan toplamda işkolunda çalışan sayısının artması ve Çalışma Bakanlığı’nın elindeki istatistiklerin temel alınması, durumu sendikalar aleyhine çeviriyor. DİSK'in araştırmasına göre 5 milyon işçi sendikaya üye olsa bile toplu sözleşme hakkından yararlanamayacak.

İşkolu barajının yanında işyeri barajı yüzde 50, işletme barajı ise yüzde 40 olarak belirlenmiş durumda. Yasaya göre sendika üyeliği ve istifası e-devlet üzerinden yapılacak, noter şartı kaldırılacak. Bu düzenleme, sendikaya üye olan yeni bir işçinin Çalışma Bakanlığı tarafından internet üzerinden kayıt altına alınmasına yol açıyor. Bu da patronların kendi işyerlerinde sendikaya üye olan işçileri derhal tespit etmesine olanak sağlayacak. Ayrıca sendikadan istifalarda da noter şartının kalkıyor olması, patronlar ve hükümet tarafından mevcut sendikasızlaştırma ya da hükümet ve patron yanlısı sendikalara geçişi kolaylaştırmak için kullanılmak istenecektir.

Yasa, grev hakkıyla ilgili birçok yasağı korumaya devam ediyor. Buna göre dayanışma grevi, genel grev, işyeri işgali, iş yavaşlatma eylemleri yasadışı olarak kabul ediliyor. Dünyayı sarsan ekonomik krizin bu topraklarda etkisini göstermesiyle birlikte sıfır zamlı sözleşmeler, kitlesel işten çıkarmalar gibi durumlarda işçi sınıfının elindeki silahlar yasadışı kabul ediliyor. Hâkim sınıflar, işçi sınıfının meşru eylem tarzlarını yasadışı cenderesine sokarak önlemini alıyor.

Aldanmayalım, aldatılmayalım

Bu yasa sendikal örgütlenmenin önündeki engelleri kaldırmıyor, sağlamlaştırıyor. Onlar işkollarıyla oynayarak, tarihler saptayarak, görünmez barajlar koyarak türlü türlü ayak oyunları yaparak işçi sınıfını kandıracaklarını sanıyorlar.

Aldanmayalım. Bu yasayla patronlar gülerken işçi sınıfının önündeki barajlar daha da sağlamlaşıyor. Barajları, engelleri, yasaları yıkacak güç bizdedir, işçi sınıfı örgütlerindedir.

Aldatılmayalım. Sendika bürokratlarının lafazanlıklarına kulak vermeyelim. Pazarlık masalarında ihanet protokollerinin altına imza atıp sonradan kıvıranlardan hesap soralım.

**********************

Kumlu suçüstü!

Mustafa Kumlu, Türk-İş’in başına AKP’ye borçlu bir başkan olarak geçti. Bu borcun diyetini de 2007’de ilk göreve geldiğinden beri işçi sınıfına ihanetle ödüyor. Sendikalar ve Toplu İş İlişkileri Yasası’nın meclisten geçişi sırasında bu ihanetlerine bir yenisini ekledi. Hem de suçüstü yakalanarak.

İşçi sınıfının, haklarını mücadele ile kazanma yolundan yürüyen kesimleri, yasanın meclis gündeminde tartışıldığı günlerde Ankara’nın sokaklarında gaz ve tazyikli su ile karşı karşıya kalırken Kumlu’nun kapalı kapılar ardından gizli görüşmelerde bakanlıkla anlaştığı ortaya çıktı. Mustafa Kumlu, yasa ile ilgili bakanlık ve TİSK (Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu) ile uzlaşamadıkları konuları, Çalışma Bakanı’nın takdirine havale eden bir protokole, üstelik Türk-İş yönetimine bile danışmadan imza attı. Yani kapalı kapılar ardında yaptığı pazarlık hakkından bile feragat etti.

Mustafa Kumlu, başta inkâr etmeye çalışsa da hem suç ortağı Hak-İş başkanı Mahmut Arslan’ın protokolü deşifre eden açıklaması hem de 11 Ekim’de Türk-İş’in gazetelere verdiği çarşaf çarşaf ilanlar bu ihaneti tescillemeye yetiyor.

Türk-İş’in gazete ilanıyla kamuoyuna sunduğu beş itirazından sadece grev çadırı yasağı taslaktan çıkarıldı. Ancak hâlâ grev gözcüsü sayısını dörtle sınırlandıran hüküm varlığını sürdürüyor. En önemli madde olan ve 30 kişiden az işçi çalıştıran işyerlerindeki 6 milyon işçiye sendika kapısını kapatan madde aynen geçti. Bu maddelerin arkasında duracak bir eylem iradesi göstermeyen Türk-İş yönetimi yasa geçtikten sonra da işçileri seferber etmek yerine Cumhurbaşkanı’ndan 6 milyon işçiyi ilgilendiren madde ile Türk-İş’le Hak-İş arasında bir dava konusu olan ve sendika kurucusunun işçi olmasını yeterli bulan maddenin veto edilmesi için talepte bulundu. İşçileri, daha yeni THY’de grev yasağını jet hızıyla onaylamış olan Abdullah Gül’le ilgili beklenti içine sokmak mücadeleyi harlamanın değil söndürmenin bir yöntemidir.

 

Mustafa Kumlu’nun ihanet sicili:

  • Kumlu’nun 2007 yılı sonunda Türk-İş’in başına gelir gelmez ilk icraatı, Asgari Ücret Komisyonu’nun belirlediği sefalet ücretinin altına muhalefet şerhi koymaması oldu. İşçi sendikaları adına komisyona katılan Türk-İş temsilcisi Kumlu, böylece 14 yıl aradan sonra ilk kez işçi, işveren ve hükümetin uzlaşması ile tamamlanan asgari ücret görüşmelerine imza atmış oldu.
  • 2008’de işçi sınıfının emeklilik, sağlık ve benzeri alanlardaki haklarına en büyük saldırı olan SSGSS’de hareketi yarı yolda bıraktı.
  • Taksim’in yeniden 1 Mayıs Meydanı olarak kazanılması mücadelesine 2008’de destek vermiş gibi görünürken 30 Nisan’da devletin saldırılarına davetiye çıkararak meydanı terk etti.
  • 2010 yılına damgasını vuran Tekel işçilerinin direnişini adım adım sattı.
  • 2012’de çeşitli bahaneler öne sürerek 1 Mayıs’ı bölmek istedi. Ama başarılı olamadı sadece Sendikal Güç Birliği Platformu’ndaki sendikaların değil, kendisine bağlı başka sendikaların da DİSK ve KESK’in yanında Taksim Meydanı’nda yerini almasına engel olamadı.
  • Kıdem tazminatı için hükümet arada bir nabız yoklaması yapıp, kıdem tazminatının fona aktarılması yönünde yavaş yavaş ısındırma adımları atarken kılını bile kıpırdatmadı.
  • Havacılıkla birlikte bazı işkollarına grev yasaklarının getirilmesine karşı mücadelede Hava-İş’e ve işten atılan 305 havayolu işçisine sırtını dönerek hükümete ortak oldu.

 

Tek suçlu Kumlu mu?

Türk-İş yönetimi, Kumlu’nun kendilerine danışmadan böyle bir protokole imza atmış olmasına tepki göstermiştir. Büyük olasılıkla 11 Ekim’deki gazete ilanı da bu tepkinin ürünü olarak yayınlanmıştır. Türk-İş yönetimi, Mustafa Kumlu’ya imzaladığı protokol üzerinden bir basınç oluşturmuş ve yasaya karşı bu yolla bir tavır belirtilmesini istemiş olabilir. Ama bugüne kadar Mustafa Kumlu’nun ihanetlerine ses çıkarmamış olmak, peşinden gitmekle Kumlu’nun ihanetlerine ortak oldukları gerçek. Kısa süre önce Kumlu’yu protokol dolayısıyla eleştiren Türk Metal başkanı Pevrul Kavlak, Kumlu ile Cumhurbaşkanı’na veto çağrısı yaparak yine onunla birlikte işçileri yatıştırma rolüne birlikte soyunmuştur.

Türk-İş üyesi işçiler, Mustafa Kumlu başkan olduğu günden beri kendisine biçilen rolü oynuyor. Sermaye ve onun hükümeti ile işbirliği yapanın, bu işbirliğine göz yumup ortak olanın, işçi örgütünde işi yoktur. Türk-İş işçilerindir. İşçiler! Siz de kendi rolünüzü üstlenin, bürokratların yalancı muhalefetiyle değil kendi gücünüzle defedin tescilli haini!

**********************

Hak-İş de ihanet içinde

Sendikalar ve Toplu İş İlişkileri Yasası, sendikal alanda bazı sendikaları bitirmeye çalışırken, bazı sendikaları ise palazlandırmaya hizmet edecek düzenlemeler içeriyor. Bu bağlamda Hak-İş muhtemelen yasadan yarar görecek. Bu doğrultuda Hak-İş, işçi sınıfının bütününün çıkarlarını hiçe sayarak Türk-iş ile birlikte gizli pazarlıkları sürdürdü ve protokolün altına o da imza attı. Yani yalnız Mustafa Kumlu değil, Hak-İş bürokrasisi ve başkanı Mahmut Arslan da işçi sınıfına ihanet etmiştir.

Hak-İş üyesi işçiler, sendikalarının, kısa vadeli dar çıkarları için hareket etmelerine, işçi sınıfının aleyhine gizli pazarlıklar içine girmelerine karşı daha fazla sessiz kalmamalıdır. Tabandaki işçilerin çıkarları, hangi konfederasyondan olursa olsun diğer işçilerle birdir. Sendikal örgütlenmenin önüne dikilen her engel tüm işçilerin aleyhinedir. Bugün Hak-İş üyesi bazı işçilere dokunmayabilir. Ama sınıfın hakları bir bütün olarak geriletilince, yarın onlar da zarar görecektir. Bu nedenle tabandaki işçiler Hak-İş’in AKP’nin işçi bürosu gibi çalışmasına daha fazla izin vermemeli, diğer konfederasyonlardan işçilerle dayanışma içinde mücadele etmelidir.

**********************

Gerçek diyor ki:

●     Toplu sözleşme hakkı, sayısal ayak oyunlarıyla düzenlenemez! Bütün işçilere barajsız, engelsiz, ayak oyunsuz toplu sözleşme hakkı!

●     30 işçiden az işçi çalıştıran işyerlerinde sendikal güvence kaldırılıyor. İşyerinde kaç işçinin çalıştığına bakılmaksızın herkese iş güvencesi, sendika ve toplu sözleşme hakkı!

Sendikal örgütlenme önünde hiçbir yasal ya da fiili engel kabul edilemez. Sendikalaşmayı engelleyen haksız işçi çıkartan işyerlerinde fabrika işgalleri, işçi denetimi ve kamulaştırma!

●     Yasaya karşı Ankara meydanlarında direnen sendikalar, güçbirliğini genişleterek ve sağlamlaştırarak sürdürmelidir. Konfederasyon ayrımı yapmadan DİSK ve Sendikal Güçbirliği Platformu arasında sürekli bir mücadele platformu oluşturulmalıdır. İsmen muhalefette olan sendikalar fiilen de muhalefete ve mücadeleye çekilmelidir.

Sendikasızlaştırma yasasına karşı, Türk-İş bürokrasisi gibi Cumhurbaşkanı’na çağrıda bulunmak, CHP gibi işi Anayasa mahkemesine havale etmek işçileri oyalamaktır. Sendikasızlaştırma yasasını işçilerin mücadelesi hükümsüz kılabilir. Aynı 1961’de grev hakkı için yapılan büyük Saraçhane mitingi ve grev hakkını grev yaparak alan Kavel işçileri gibi izlenmesi gereken yol yeni Saraçhane mitinglerinden, Kavel grevlerinden geçiyor!

 

Bu yazı Gerçek Gazetesi'nin Kasım 2012 tarihli 37. sayısında yayınlanmıştır.