Heykel
Heykeltraş olsaydım, yukarıdaki fotoğraftaki iki insanı aynen bu pozisyonda gösteren Rodin tarzı bir heykel yapar, kaidesine de “sol liberalizmin Türkiye’ye 1 Mayıs hediyesi” yazardım.
* * *
Gençler çok şaşıracaktır. Devletin polisinin gösteri yapmak isteyen bir insanın boğazına böyle sarılmasının sol liberalizmle ilişkisi nedir, anlamayacaktır. Büyük ilgisi var. Ve bugün solda Devrimci İşçi Partisi’nin tek yeni ve gerçekçi strateji olarak savunduğu devrimci sınıf politikasının nasıl haklı olduğunu gösteriyor. 12 Eylül’ün hemen ardından1984’ten itibaren, daha bütün sosyalist örgütler zindanlarda işkence görürken pompalanan sol liberalizmin, nasıl bugüne kadar 40 yıldır solu tutsak aldığını, yanlış yola sürüklediğini gösteriyor.
* * *
Bunu anlamak için AKP’nin iktidara geldiği 2000’li yıllara dönmek gerekiyor. Bugün kendisine solcu diyen aydınların ve gençlerin çok büyük bir bölümünün ülkenin en önemli sosyalist dergilerinden biri olarak kabul ettiği, eli kalem tutanların çoğunun yazısını sayfalarında yayınlatmaktan gurur duyduğu Birikim dergisi, 3 Kasım 2002 seçimlerinde AKP’nin hükümet kuracak çoğunluğa erişmesini “muhafazakâr demokratik devrim” olarak alkışladı ve Türkiye’nin bu yoldan Avrupa Birliği’ne girebileceğini ve nihayet demokrasiye kavuşabileceğini savunmaya başladı. Bu safsata, en azından 2013 Gezi halk isyanına kadar devam etti.
Solda insanlar bunu yalnızca 12 Eylül 2010 referandumunda, başta Birikim’in liberalleri olmak üzere sözde solda bulunan bir dizi çevre ve partinin “Yetmez ama evet!” sloganı ile anıyor. Oysa mesele çok daha köklüdür. Bir anlık bir “taktik hatası” değildir. O slogan ne kadar yüz kızartıcı olsa da, özellikle yargının AKP tarafından sulta altına alınmasında ne kadar önemli bir rol oynamış olsa da, koca bir on yıllık destek aslında çok daha derin bir harabiyet yaratmıştır. AKP’nin Gezi’den, Kobani isyanından ve başarısız askerî darbe girişiminden geçerek kurduğu istibdadda sol liberalizmin devasa bir katkısı vardır.
* * *
2008 1 Mayıs’ında AKP, polisi Taksim’e çıkmak isteyenlerin üzerine yolladı. DİSK’in (henüz Ankara’ya hicret etmeden önce) Şişli’de bulunan binasından sendikalarla birlikte Taksim’e yürümek için toplananlar, aralarında DİP Girişimi yöneticisi olarak şahsen biz de bulunmak üzere, polisin defalarca üzerimize sıktığı gazın acısıyla yerlerde kıvrandık.
Olayın hemen ardından artık yayınlanmayan Radikal gazetesinin Pazar Eki’ne 11 Mayıs günü yayınlanmak üzere “Marksizmle Tartışma Çağrısı” başlıklı bir yazı yolladık. Radikal İki olarak bilinen bu eke her hafta yazılar yazan sol liberallere meydan okuduk, 1 Mayıs kutlamak isteyen işçilere, sendikacılara ve sosyalistlere eziyet eden bir iktidarı “demokrasi havarisi” olarak göstermekten nasıl utanmadıklarını sorduk, onları tartışmaya çağırdık. Tarihin sol liberalizme armağanı olarak Radikal’in internette bir arşivi yok. Ama arayan muhtemelen bulur. Kendine Marksist pozu veren bir dizi liberal yanıt vermeye kalktı. Sorulan sorulara cevap ver(e)meyen, incir çekirdeğini doldurmaz yanıtlar.
* * *
2010’da Taksim Meydanı 1 Mayıs’a açıldı. O yıl (ve onu izleyen iki yıl) Taksim’in kutlamalara açık olmasının anlamını tartışan yok. 2010 referandumuna dört ay kala meydanın açılması solun büyük bölümünü AKP’ye destek vermeye ikna etmeye dönüktü elbette. Politikanın p’sini anlayan bunu kavrar. Solun (Fransızların deyimiyle) “kullanışlı budala”larını arkasına alan ve referandumda tarihinin en yüksek oy oranına ulaşan AKP (yüzde 58) işi bitince biraz bekledi, 2013’te Taksim Meydanı’nı “yayalaştırma” bahanesiyle gösterilere kapattı.
* * *
2013’te DİP artık kurulmuştu. Beşiktaş’a inen bulvarda en önde “Taksim Tahrir olacak” pankartı ile yürüyen DİP, polisin gazlı saldırısıyla bütün kortejle birlikte durduruldu. Bütün gün sokak kapmaca ile geçti. Ama kitle Taksim’e çıkamadı.
Ama 1 Haziran günü Taksim Tahrir olmuştu. Gezi halk isyanı, meydanı fethetmişti!
* * *
Ey liberaller! Solu, işçiye, emekçiye ve kendisine karşı kurulan istibdada destek verme sefaletinin içine ittiniz. Ama en ufak bir özeleştiri yapmadınız. Biz ise hiç bıkmadan sizin işçi sınıfına ve emekçi halka karşı işlediğiniz politik suçları teşhir ettik ve etmeye devam edeceğiz. Şimdi hava dönüyor. Dünya ve Türkiye, sınıf politikasından başka hiçbir şeyin anlamının kalmayacağı bir döneme giriyor. Tarih peşinizi bırakmayacak. Suçumuz, insan hafızasının nisyanı sayesinde sonsuza kadar gizli kalacak diye umutlanmayın hiç. Tarih sizi daima suçunuzla anacak.
Sizin heykeliniz bir utanç abidesi olacak.
Bu yazı Gerçek gazetesinin Mayıs 2026 tarihli 200. sayısında yayınlanmıştır.






