İdeolojik viraj (1): Tayyip Erdoğan: “Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır!”

İdeolojik viraj: (1) Tayyip Erdoğan: “Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır!”

10 Kasım anmaları dolayısıyla son çeyrek yüzyılın tartışmaları aynı minvalde devam etti. Anıtkabir’e yüksek sayıda insan akını, Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm yıldönümünde onun anıt mezarında “Recep Tayyip Erdoğan” lehine slogan atmalar, Erdoğan’ın Atatürk’ün kabrine çelenk bırakmasının ayrıntıları. İki büyük kampın reflekslerinde hiçbir değişme yok. Medya da buna bütünüyle paralel bir tutum içinde.

Oysa o gün Anıtkabir’de değil bir başka mekânda, Atatürk’ün Türkiye’nin politikasında ve ideolojik tartışmalarında tuttuğu yer bakımından yepyeni bir dönemin açılışını işaret eden bir gelişme yaşanıyordu. Atatürk Kültür, Tarih ve Dil Yüksek Kurumu (12 Eylül’ün kurduğu bu kurumun adına “Yüksek” kelimesinin eklenmesinin absürtlüğünü burada tartışmaya vaktimiz yok) konferans salonunda kalabalık bir izleyici kitlesi karşısında Tayyip Erdoğan Gazi Mustafa Kemal’den Atatürk’e kesin bir geçiş yapıyor ve kendini (ve elbette partisini) Kemalistler ile köktenci İslamcılar arasındaki büyük tartışmanın dışına ve üzerine çıkarıyordu. Erdoğan, “güya cumhuriyetimizi yüceltmek için şanlı tarihimizi yok sayanlar [yani Kemalistler] ile 102 yıllık cumhuriyet tecrübesini önemsizleştirmeye çalışanlar [yani Atatürk karşıtları] zahirde tezat içinde görünmekle birlikte esasında aynı amaca hizmet” ettiklerini söyleyerek bunları aynı torbaya sokuyordu. Ona göre “bu cepheleşmenin en büyük mağduru ise Gazi Mustafa Kemal olmakta, Atatürk’ün hatırası ve eserleri olmaktadır.”

Erdoğan’ın siyasi hayatı boyunca Mustafa Kemal Atatürk karşısındaki tutumu hatırlandığında burada çok ciddi bir yenilenme atağı olduğunu anlamak kolaydır. Erdoğan, daima sözünü ettiği cepheleşmenin bir tarafı olmuştur. Her iki cephede de elbette birbirinden ayırt edilebilecek değişik kümeler vardır. Erdoğan, Atatürk konusunda kendi kampının en aşırı temsilcileriyle apaynı pozisyonu savunmuştur denemez. Ama Atatürk’ün Türkiye’nin tarihindeki yeri konusunda kesinlikle karşıt bir pozisyonu olmuş olduğu açıktır. Bugün kadar. Şimdi yeni bir döneme giriyoruz. Bu dönem ne kadar sürecek bilinmez. Buradan daha üst seviyede bir sentez arayışına mı gidilecektir yoksa bu yeni tavrın meyveleri alındıktan sonra Erdoğan yeniden eski konumuna mı dönecektir, şimdiden bilinemez. Bunu zaten sadece Erdoğan ve danışmanları değil, dünyanın, Batı Asya’nın (Ortadoğu’nun) ve Türkiye’nin gelişme güzergâhı belirleyecektir.

Bu değişiklik o kadar keskin bir virajdır ki, içine girdiğimiz evrede stratejik bir değeri olduğunu düşündürtüyor. Buna ikna olmak için sadece Erdoğan’ın 10 Kasım konuşmasında sözünü ettiği “cepheleşme”yi nasıl aşmayı önerdiğine bakmak yeter: Konuşmasının devamında “Mustafa Kemal maskesi takanlar” kadar “Atatürk’e hakaretamiz ifadelerle saldıranlara” karşı Atatürk’ü savunuyor ve sonuç olarak bu “cepheleşme”ye Gazi’ni kendisinin 100 yıl önce set çektiğini belirtiyordu: “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”

Bunun özellikle son yıllarda “cumhuriyet yıkılıyor” kaygısına kapılmış olan çok büyük bir kitleye bir güvence verir gibi söylendiği açık değil midir? Bizim kanaatimiz odur ki, Erdoğan içine girdiğimiz evrede birçok siyasi adımını Mustafa Kemal Atatürk’ten alıntılarla gerekçelendirecek ve destekleyecektir.

Bu yeni yaklaşımın evveliyatı da var. Onu daha sonra bu dizinin başka bir yazısında inceleyeceğiz.

Tepkiler

Erdoğan’ın bu yeni ideolojik rotası aslında bir süredir hissedilecek belirginlikte ortaya çıkmış bulunuyor. Ama tuhaf biçimde bu konu üzerinde duran, bunu analiz eden, bağlamına yerleştirme çabasına girişen, değerlendiren, yorumlayan pek az oldu.

En çok heyecanlanan, gazeteci Murat Yetkin oldu. Yetkin’in yorumu “aferin Erdoğan, doğru yola geliyorsun” sığlığında. Erdoğan’ın söylediklerini aktarıp duruyor, ardından ekliyor: Ama eskiden böyle demiyordun. Yetkin’in aklına Erdoğan’ın bu kadar önemli bir virajı neden gerçekleştirdiği sorusu gelmemiş. Bu, sözünü edeceğimiz öteki yorumcular için de geçerli.

Erdoğan karşıtı medyada konuşma esas olarak “Erdoğan yine ‘toplu iğne bile üretemiyorduk’ dedi” ya da “Özgür Özel’i ‘bizi dışarıya şikâyet edenler’ diye eleştirdi” düzeyinde ele alınmış durumda. Bu tutumun içine girenler arasına sosyalist günlük basını da katmak gerekiyor.

İktidara muhalif basında konuyu en çok önemseyen Cumhuriyet gazetesi oldu. Bu konudaki ana haberde “İktidar ‘Atatürk’ dedi” manşeti atılmış. Konu Erdoğan’ın Atatürk adını kullanmayıp hep “Gazi Mustafa Kemal” demesi. Oysa son zamanlarda bu değişmişti ama Cumhuriyet bunun da farkına varmamış. Cumhuriyet’e yine de Erdoğan’ın konuşmasında “toplu iğne”yi değil “İstiklal Harbi’mizi zafere ulaştırarak milletimizin önünde yeni bir yol açan Gazi Mustafa Kemal’e yönelik hakaretamiz ifadelere karşı” olduğunu söylemesini öne çıkarması dolayısıyla hakkını vermek gerek. Gazete sanki buna paralel bir gelişme imiş gibi “Diyanet’ten 10 Kasım mesajı” diye bir başka manşet atmış ama aslında Diyanet 2024’te de benzer bir mesaj yayınlamıştı. (Cumhuriyet bir de militan Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in Atatürk’e referanslar verdiği mesajı aynı doğrultuda göstermiş ama bu tam anlamıyla yanlış. Tekin’in niyeti Cumhuriyet’in sandığının tam tersi. Bunu bu dizinin bir başka yazısında ele alacağız, çünkü Tekin’in niyeti ne olursa olsun tutumu epeyce göz açıcı.)

Cumhuriyet gazetesinin ortalama yazarı Mustafa Balbay konuya yer vermiş ama başlığı “AKP’nin Bitmeyen Atatürk Zikzakları”. Erdoğan’ın mesajının şu olduğu sonucuna ulaşmış: “Atatürk anılacaksa onu da biz yaparız. Gerekirse içini boşaltır istediğimiz gibi doldururuz.” Balbay başlıkta söylediğiyle bunun hiç uyuşmadığının farkına bile varmıyor.

Kendini komünist olarak niteleyen ama Kemalizm’den başka hiçbir şey savunmayan Zülal Kalkandelen ise kendisini dinleyenleri aldanmamaya çağırmış: “Bunların hepsi, toplumsal gerilim arttığında AKP’nin toplumdan gaz almaya yönelik ufak müdahaleleri!” imiş. Velev ki Kalkandelen doğru söylüyor olsun. Peki Erdoğan tasfiye etmek istediği cumhuriyet hakkında neden “Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır!” dedi. Sabah akşam anayasa değişikliğinden söz ediyor Erdoğan. Tam anayasa değişikliğinin daha doğrusu yeni anayasanın gündeme geleceği günlerin arifesinde neden böyle bir angajmana giriyor? Hiç olmazsa bu soruyu sormak gerekmez mi?

Bir de tipik laik vatandaş tepkisi aktarmak isteriz. Anadolu Ajansı’nın YouTube’da yayınladığı konuşmanın altındaki “yorumlar” arasında, çok modern bir hayat tarzına sahip olduğu fotoğrafından da anlaşılan bir yurttaşımızın sevinç içinde yazdığı bir nota da rastlıyoruz:

“İşte beklediğimiz hareketler bunlar. Tarihimizle barışmak, ders çıkartmak ve önümüze bakmak zorundayız”

Sanırız, Erdoğan her şeyden önce bunu istiyor ama “gaz almak” için değil. Amacı başka. O amacın ne olduğunu anlamaya bu yazı dizisiyle devam edeceğiz.