Kadın başörtüsü esaretini kendi eliyle
kaldıracak!
Türban, başörtüsü, çarşaf ya da burka, tesettür
bütün tarih boyunca sadece Müslüman toplumlarda değil her çeşit toplumda
erkeğin kadın üzerindeki hakimiyetinin bir biçimi ve simgesi olageldi.
Hayatın zorunlulukları dolayısıyla kadını 24 saat eve kapatamayan toplum,
dışarı çıktığında onu örtüler altına kapattı. Kadın, mülkiyetin
sürekliliğinin korunması ve toplumsal işbölümünde ezik yerinin devamı için
erkeğin mülkiyetinin bir parçası haline getirildi.
Din halkın afyonu olduğu gibi aynı zamanda
kadının erkeğe esaretini devam ettiren bir ideolojik araçtır. Kadının
toplumsal üretime girdiği, sokağa çıktığı durumlarda bile yabancı erkeklerden
gizlenmesini dayatan anlayış, kadının erkeğe ait olduğunu söyleyen
cinsiyetçiliğin koyu biçimlerinin ifadesidir. Kadınların kurtuluşu ancak
kadınların kendi üzerlerinde hiçbir otorite kabul etmemesiyle mümkün
olacaktır. Erkeğin kadını ezdiği bir toplumda doğmuş olan bir din kadına
başını örtmesini söylüyor olsa bile, aklını kullanan bir kadın bunun kabul
edilemez olduğunu kavrayacaktır. Kadının binyılların ezilmesinden kurtuluşu
kendi mücadelesinin ürünü olmak zorundadır.
Öyleyse türbana karşı yılmaz bir ideolojik
mücadele vermek gereklidir. Herkesin dini kendine, ama kadının esaretine
hayır!
Tabii yalnızca türbanı atmakla özgür olunmuyor!
Kadının üzerinden sadece türbanı değil her şeyini çekip alan, çıplak bedenini
metalaştıran ve nesneleştiren, onu böyle tahakküm altına alan burjuva
dünyasından da kurtulmak gerekiyor. Kadının özgürleşmesi, bedeninin, dinin ve
sermayenin tahakkümünden kurtulmasıyla gerçekleşecektir.
|
Türban tartışmaları: Grev okulu devlet okulundan daha özgürleştirici! (06-02-2008)
Hangi greve giderseniz
gidin. Eğer greve çıkanlar arasında kadın işçiler varsa, hem başı açığı
olacaktır, hem türbanlısı. Hiçbir grevci ikisine karşı da ayrımcılık yapmaz.
Türbanlısı başı açığı, traşlısı çember sakallısı, mücadele içinde işçi birlik
olur. Çünkü hepsi bilir ki esas sorun bunlar değildir. Hepsi bilir ki esas
sorun sermayenin tahakkümüne karşı mücadeledir. Zaten o mücadelede yer alan
kadın mücadele bittiğinde erkeklerle daha eşittir, başı daha az yerdedir, gönlü
daha az eziktir. Kimbilir, bazısı, aynen devrimci mücadeleye katılmış kadınlar
gibi, başörtüsünü çıkarıp atmıştır! Grev işçi sınıfının okuludur. Grev,
devletin üniversitelerinden daha özgürleştiricidir.
Türbanın üniversite
öğrencileri için serbest bırakılması amacıyla AKP ve MHP’nin birlikte girişimi
Türkiye’yi ikiye böldü. Bir tarafta gerici partiler özgürlük ve demokrasi
savunucuları pozuna girmiş durumda. Öteki tarafta ilericilik ve “çağdaşlık”
adına halk düşmanı bir ittifak ayağa kalkmış durumda. İşçi sınıfının ve
ezilenlerin çıkarı, her ikisi de farklı türden gericilikleri temsil eden bu iki
kamptan uzak durmayı ve mutlaka üçüncü bir odağı oluşturmayı gerekli kılıyor.
Cephelerden birine ya da ötekine katılmak, işçileri, emekçileri ve ezilenleri
düzen güçlerine yamamak demek. Kafa karıştırıcı türban tartışmasında temel
pusula, burjuvazinin iç savaşının taraflarından uzak durarak onlara alternatif
olabilecek bir gücü sabırla inşa etmek olmalı.
Türbanın kendisi
konusunda tavır belirlerken üç nokta temel alınmalı. Birincisi, kadınların
başının örtülmesi ya da tesettür zorunluluğu kadının ezilmesinin temel tarihsel
biçimlerinden biridir. Ama buna karşı mücadeleyi öncelikle kadınların
kendilerinin vermesi gerekiyor. Kimse zorla özgürleştirilemez. Hiçbir devrim
kadınların başını onlara rağmen açamaz. Ezilenlerin kurtuluşu kendi elleriyle
olacaktır. Bu yüzden türbanın üniversite öğrencisine yasaklanması, kadının
özgürleşmesi için bir tedbir olarak gösterilemez. Bu yasak, Türkiye
burjuvazisinin geleneksel ve daha güçlü kanadının emperyalist Batı ile bütünleşme
projesinde bir gedik açılmasını engelleme yolunda verilen bir savaştır.
Üçüncüsü, kendini
“çağdaş”, ilerici, kadın haklarından yana imiş gibi sunan güçler koalisyonu,
aslında TÜSİAD’ın etrafında toplanmış, emperyalizm yanlısı bir burjuva
ittifakıdır. Bu ittifakın mensupları türban veya başörtüsü giyen kadınları
aşağılıyorlarsa, aslında bu büyük ölçüde sınıfsal bir tepkidir. Bu insanlar
sadece başı örtülü kadınlardan değil, eli kirli işçiden de, teni esmer Kürt’ten
de nefret ederler. Türbana ve başörtüsüne düşmanlık, türbanlı ve başı açık,
modern ve çember sakallı işçilerin birlikte mücadelesini engeller. Başı örtülü
kadınların bir bölümünün yeni İslamcı burjuvazinin ve orta sınıfın mensupları
olması bunu değiştirmez. Bu da burjuvazinin kendi içinde sermaye gruplarının
hakimiyeti, kadrolaşma, kültüre damga vurma konusunda bir mücadelenin
ifadesidir.
Öyleyse, işçi sınıfının
ve ezilenlerin bakış açısından yapılması gereken, AKP ve MHP ile hiçbir
platformda yan yana gelmeksizin türban yasağına karşı çıkmaktır. Aynı zamanda,
AKP’nin işçi ve emekçilerin düşmanı olduğunu, Kürt halkının mücadelesini her
türlü yöntemle durdurmak için elinden geleni yaptığını ve emperyalizme hizmet ettiğini halka
yorulmadan açıklamak, MHP’nin faşist niteliğini teşhir etmek, bugün Türkiye’de
üniversite öğrencilerinin türban takıp takmamasından çok daha hayati meseleler
olduğunu vurgulamak gerekir.
Batıcı-laik kamp yarın
sıranın kamu hizmeti vermeye, liselere ve ilkokullara geleceğini söyleyecektir.
Yetişkin kadınların kendi rızalarıyla başlarını örtmeleri sorunu, çocukların
başlarının ailelerince örtülmesiyle karıştırılamaz. Kamu hizmetinde çalışanlara
gelince, bu konu daha sonra gündeme geldiğinde tartışılır. Gelecekte
yapılabilecek bir yanlışa işaret ederek bugün de başka bir yanlış yapalım demek
anlamlı değildir. Eğer sorun kamu hizmeti verenlerin dini simgeler kullanmasının
yanlışlığı ise onunla gündeme geldiğinde mücadele edersiniz. Gelecekteki bir
tehlike, bugün bir grup insanın eğitim hakkının engellenmesi için
kullanılmamalıdır.
“Ama İslamcılık mevzi
kazanıyor” mu dediniz? İslamcılığa mevzilerini kimin kazandırdığını hâlâ
öğrenemediniz demektir! 22 Temmuz’dan en ufak bir ders çıkaramamışsınız
demektir. Büyük emekçi kitlelerin içinde kadınların önemli bir bölümünün başı
örtülü. Kendi başı örtülü olmayanın anasının başı örtülü. Onlar türban yasağını
kendilerinin bir aşağılanması olarak yaşıyorlar. Eski cumhurbaşkanı Sezer’in
yaptığı gibi türbanlı kadınlar devlet katından dışlandığında kendi aileleri
dışlanmış gibi hissediyorlar. Karısının başı bağlı diye Gül’ün cumhurbaşkanlığı
engellenince sandıklarda AKP’ye oy veriyorlar. Siz böyle giderseniz, yakında
AKP’nin oyu % 60’a da çıkar. Yaşanan deneyimlerden hiçbir şey mi
öğrenmiyorsunuz?
Türbanın üniversitelerde
başı açık kadınların özgürlüğüne müdahalelere yol açacağı mı düşünülüyor?
Kadınlara toplum baskısıyla zorla türban taktırma girişimleri en başta bizi
bulacaktır karşısında. Mücadele o andan itibaren karakter değiştirmiş olur.
Bugün nasıl genç kadınların devlet zoruyla başının açılmasına karşı çıkıyorsak,
yarın da kadınların başı açık dolaşmasının en önde gelen savunucuları biz
oluruz.